Aylık Arşiv: Ocak 2006

Buzz Gibi Bir Hafta Sonu..

Öyle böyle değil! Dışarıdaki derecelerin çoğu (-8) ila (-14) arasındaydı Cumartesi-Pazar.. Ara ara yağan kar da tuz biber oldu.. Zaten hafta sonunu evimde geçirmek niyetindeydim. Ders çalışmam lazımdı ve seyretmem gereken 4 yeni filmim beni bekliyordu. Cumartesi bir anda karar verip saçlarımda ufak bir değişikliğe gittikten, arada arkadaşlarımla bir kahve içip, iki lokma atıştırdıktan sonra evde 2 film birden kuşağına saplandım kaldım. İlk defa bu hafta evde üzerime ek giysiler, kalın polar sabahlıklar takviyesi ile oturdum.. O derece soğuktu. Sıcak aromalı kahveler geldi, onu dengelemek için içilen sağlıklı bitkisel çaylar gitti. Yüzümde -nedendir bilinmez- beliren aptal bir gülümseme ile yaklaşık 4 saatimi TV karşısında DVD’lerimi izleyerek geçirdim. Filmlerden ilki 2004 yapımı Spanglish‘di. Hindistan Cevizleri daha önce izlemiş ve filmi gayet güzel, kısa-öz yorumlamışlar. Benim ek olarak belirtebileceğim tek şey güzeller güzeli Paz Vega olabilir. 1976 İspanya doğumlu bu yaratık o kadar duru, o kadar sevimli ve hoştu ki.. İşte yiğidi öldürüp hakkını vermekten yana olan ben, bu kadın kadar etkileyici son dönem artisti yoktur diyorum!

İkinci filmim ise 2005 yapımı, benim en gözde oyuncularımdan birinin filmi olan Prime‘dı.Bu filmi de romantik komedi kategorisine koyabiliriz. 37 yaşında, henüz boşanmış Rafi (Uma Thurman) bir gün bir gençle tanışıyor. Çocuk 23 yaşında. İstemese de aralarında bir ilişki başlıyor. Bu arada Rafi, düzenli olarak terapistine gitmekte, ki bu terapisti de Merly Streep olup, aynı zamanda bu çocuğun da annesi oluyor. Fena değildi, 10 üzerinden 6-7lik bir filmdi diyebilirim.

Pazar günümü ders çalışmaya ayırdığımdan, tüm arkadaşlarıma beni sakın aramayın mesajı vermiştim! Öyle de yaptılar (Aşkolsun! Çok düşünceli arkadaşlarım vardır benim:)) Ben de elimden geleni yaptım çalışmak konusunda. Tabi çalışırken, aynen ev işi yaparken, bulaşık yıkarken ya da yemek hazırlarken olduğu üzere, yine güzel müzik parçaları eşlik ettiler bana. Cuma günü (en nihayetinde!!) siparişlerini neredeyse 1 ay kadar önce verdiğim, amma müzikevinden almayı anca başardığım CD’lerim ile eve dönmüştüm. Pazar günü onları dinledim devamlı suretle. Cold Play’ın X&Y albümü ile 2 CD’den oluşan “Best Acoustic Album in The World – Ever!” Her ikisi de oldukça başarılı albümler. Bu aralar bunlara takılacağım, anlaşıldı.

Biraz Ondan, Biraz Bundan..

İşte öyle istedi canım bugün. Aslında bugün buraya ne yazacağım belliydi, ama son anda başka bir haber daha hatırladım burada bahsetmem gereken: Bugün, benim de severek dinlediğim, gelmiş geçmiş en başarılı bestecilerden biri olan Mozart’ın doğum günü. Benim sevgili eniştem (Faik Canselen) de tam bir Mozart hayranıdır. İlk o çalarken dinlemiştim Mozart’ın birbirinden güzel konçertolarını.. Bu linkten meraklısına hayatı ve eserleri ile ilgili detaylı bilgi. Vakti olanlara okumak için keyifli bir yolculuk.!

Aslen bugün, Jen Gray’den ilham alarak yazmak istediğim şeyler vardı aklımda. Şu an Jen, bir yolculukta. Kendine yolculukta.. Benim yapmak isteyip de henüz yapamadığım bir yolculukta.. Kafasındaki soru işaretlerine cevap arıyor. Bu arada da neler hissettiğinden, neler keşfettiğinden bahsediyor. Benim gibi hergün takip ediyorsanız, ne demek istediğimi anlamışsınızdır.  Yolculuğunu başlatan birçok şey vardı. Devam etmesine olanak veren de.. Bu dörtlük, hem de Mevlana Celaleddin Rumi’den bu dörtlükse onun bu yolculuğunda ona doğru yolda olduğuna dair destek veren bir dosttan gönderilmişti. İşte şöyleydi bu dörtlük:

“God turns you from one feeling to another

and teaches by means of opposites,

so that you have two wings to fly,

not one!”                                      Rumi

Şimdi gün be gün Jen’in yolculuğunu takip ediyor, içsel dünyasında onunla aynı şeyleri paylaşabiliyor muyum diye düşünüyorum. Doğru yaptığına şüphem yok. Ama başarırsa eğer, benim için de, kendim için de bir umut doğacak. Belki de beklediğim ışık yanıvercek. Ben de onun izinden takibe başlayacağım aynen onun yaptığı gibi. Ya şimdi, ya sonra.. Ama mutlaka bir gün! Çünkü biliyorum ki bunu hep istedim, hep istiyorum ve de hep isteyeceğim. Yapmassam, bu yolculuğa çıkmassam rahat edemeyeceğim.

Keşif…

Dün birkaç arkadaşım, havanın yumuşamasını da fırsat bilerek biraz yürüdük Tunalı’da. Bir yerde oturup, sıcak bir şeyler içelim derken de ben birini keşfettim: “MAYAKOVSKİ“yi.. Ünlü Rus şairini yani.. Oturduğumuz yerde masanın üzerindeki, artık hepimizin her yerde görmeye alıştığı, reklam kartpostallarının bir tanesinin üzerinde okudum bir şiirini. Şiirin adı “Liliciğim”. Şiirin tamamı yoktu, ama okuduğum kısmı şöyleydi:

… Senin aşkından başka güneş yok bana.

Bilmiyorum şimdi nerdesin ve kiminlesin..

Eğer başka bir şair olsaydı böylesine hırpaladığın,

Onarırdı acısını parayla ve ünle.

Fakat sevinç vermiyor bana hiçbir çınıltı

Senin sevgili adının çınıltısından başka…

Sonra şiirin tamamına ulaştım. Sevgili Ataol Behramoğlu’nun çevirisiymiş. Çok sevdiği bu kadına aşkından, Sovyet rejimine yabancılaşmaya başladığından ve basının onu ağır eleştirmesine artık dayanamadığından 37 yaşında intihar etmiş. İntihar mektubundan bir satır da şöyleymiş: ” Anne, kardeşlerim, arkadaşlarım… Beni affedin. Bu yol, her ne kadar diğerlerine önerebileceğim bir yol olmasa da, benim için kaçınılmaz yoldur. Lilly, sev beni.”

Böylece keşfettim kendisini.. Bir kadına bu kadar aşık..

Sonunda…

“Tanrıların içkisi” olarak bilinen şaraba ilişkin bilgilerim 1998 yılından itibaren okumaya başladığım kitaplar, makaleler, araştırmalara dayanır. Tadım konusunda da kendimi pek fena görmem. Amma velakin bir “Şarap Semineri”ne katılma isteğimi bir türlü hayata geçirememişimdir şimdiye kadar.! Neyseki şeytanın bacağını kırmama neden olacak mailli almamla gerçekleştirdiğim bir hamle sonunda Cumartesi günü seminerin ilk hafta programına dahil oldum. Seminer, bizim son dönem favori restorantımız olan Midas‘da verilecekti. Ayşegül Sultan ve Tolu’yu da ekibe dahil ettim ve keyifli bir 2,5 saat geçirdik.. 2 haftada bir düzenlenecek 4 ayrı programdan oluşacakmış bu seminer. Bu linkten ilgilenenler bilgi alabilir. Midas Restorant Şefi İlker Öktem zaten çok kibar, işinin ehli ve bilgili biri. Şarap tadımı sonrası bize ufak da olsa yemekler konusunda biraz tüyo verdi.. Yakında, hafta içi 14:00-16:00 saatleri arasında düzenlenecek yemek kurslarından da bahsetti bize. Sanırım çalışmayan ev hanımları için ideal bir alternatif olacak..

Annenin El Emeği, Göz Nuru Bunlar…

Efendim dün annelerin kraliçesi, en değerlisi, tatlısı, kıymetlisi bana bir paket gönderdi Antalya’dan.. Aslında paketi bekliyordum, içindekileri de biliyordum: Annemden bayramın hemen öncesinde bana örmesini istediğim rengarenk tozluklar! Amma velakin annecim, düşünceli annişim benim her tozlukla takım olarak takabileceğim birer adette şapka örmüş bana. Hepsi değişik modelde tam 5 tane örgü şapkam oldu:)) Paketi açtığımda ağzım kulaklarıma çıktı diyebilirim. Kavuniçi, şeker pembesi, beyaz, alacalı mavi renklerinde birer tozluk ve hepsine uygun değişik modellerde şapkalar… Beyazın bir de ilginç modelde atkısı vardı. (Yukarıdaki resimde üzerimde:)) … Allahım ne hoştular hepsi.. Lale ile resmen çığlık çığlığa hopladık bir müddet. Hayatında bereden başka şapka takmamış biri olarak, güllü-çiçekli şapkalara sahip olmak hoşuma gitti:)) Akşam hemen yemeğe giderken taktım kendilerini. Arkadaşlarım bayıldılar.. Anneme de sevgilerini iletmemi istediler. (Bilmiyorum artık, ne demekse:))

Ayrıca dün ofise Amerika’dan postam geldi. “Problem Solving and Decision Making” üzerine yapmış olduğum çalışmadan 97 ile A+ almışım.. Pek sevindim, pek.. Hastanede gerçekten yaşadığımız bir problemden yola çıkarak çalışmamı yaptığım için çok rahattım zaten. Bu çalışmanın sunumunu da Temmuz’da Minnesota’da yapacağım..

Bu hafta ayrıca evimle uğraştım biraz. Çelik Kapı taktırdım eve sonunda. Çok afilli oldu vallaha.. Amma velakin ustalar kapıyı takarken, bana da bolca toz ve pislik bıraktılar. 2 gündür temizle temizle geçiremedim antrenin uygunsuz halini…! Neyse artık gayet güvendeyim diyebilirim, hayırlı uğurlu olsun!