Aylık Arşiv: Eylül 2006

İyi Haftasonları:)

Bu hafta çok yoğundum, canım sıkkındı biraz, havalar da tuz-biber ekti.. MIA ile de kapıştık yine. Yok arkadaş, kedi bakmak için sabır lazımmış, ki bilindiği üzere o da ben de olmayan bir özellik. Alışmışım yıllardır sessiz-sakin, hafif volume jazz-blues etkileriyle kulaklarımın pasını giderdiğim, mumlar, tütsüler yakıp, mis kokulu taze çiçekler koyduğum orta sehpama, yemek masama, kutu gibi evimde keyif yapmaya… Ama ne mümkün şimdi?? MIA hanım müsade etmez ki. Ne taze çiçekler yerleştirilebiliniyor masalara, ne mumlar ortalıklarda bırakılabiliniyor.. Hele yan gelip yatmak mı? HAYAL!! Hayatıma bu denli hoppadanak giren ve 13 yıldır bana ait olan düzeni tek ve minik bir pati darbesiyle yıktığı için küsüm MIA‘ya ben.. Konuşmuyoruz da, sevişmiyoruz da.. O mırıl mırıl etrafımda dolaşıyor, ben köşe bucak kaçıyorum. Kedi ile inatlaşılır mı diyenleri duyuyor ve “İlahi kızım manyak mısın sen ya? Kedi o kedi.. Katlanacaksın böyle yaşamaya” sözlerini de biliyorum.. Ama ne yapayım, bu ara böyleyiz, idaare ediverin beni.. Bu kadar cat-talk yeter! (Günlerdir cat-fight şeklindeyiz zaten:))

Evettt. Ve beklenen, özlemle yolları gözlenen hafta sonu geldi çattı, az kaldı..Ben bu hafta sonu tamamen aktif bir hafta sonu geçirmeyi planlıyorum.. Ama yağmur yağarken battaniyeme sarınıp, sıcacık mis kokulu kahvemi alıp, pencere kenarında mırıldanmayı da ihmal etmeyeceğim:) Bir de ne yapacağım biliyor musunuz?? Heheheh. İstanbul’daki blog sahipleri buluşur da, biz geri mi kalırız.. HAYIRRR! İşte bu sebepten Ankara’da ikamet eden, blog hayatını bu güzide şehrimizden sürdüren tüm blog sahiplerine açık olan davetimizi gerçekleştireceğiz..

30 EYLÜL CUMARTESİ SABAH 10:30’da, KALE’deki IDOL‘de keyifli bir kahvaltı için son çağrı!! Hadi bakalım.. Gelebilenler gelsin.. Tanışalım.. Kaynaşmak zorunluluğumuz tabi ki yok! Zorla güzellik olmaz, bilirim.. Ama neredeyse en az 1 yıldır birbirimize sanal ziyaretler gerçekleştiriyoruz her gün. Yorumlar bırakıp, dışarıdan da olsa birbirimizin hayatlarının bir şekilde içinde yer alıyoruz.. Başarabilirsek bu 2. toplanma etkinliğimizi daha kalabalık gerçekleştirmek isterim ben şahsen. İlkinde sevgili Zeynep ve Yıldız vardı.. Hadi bu ikincisinde daha çok olalım.. Hadi ama…BEKLİYORUM:)

Ankara’da ikamet ettiğini bildiğim ve takip ettiğim arkadaşlar şöyle sıralanıyor.. * Zynep * Yıldız * Tarçın * Pino * Yeşim * Ev Cini * Duygu * Ela * Özlem

Let’s Fly…

….

Bilmiyorum… Bugün böyle uçasım, maviye karışasım, bulutlarda yatasım, ışığı arayasım geldi..

Yağmurlu Bir Hafta Sonu..

Özlemiş miyiz neyiz?

Hadi itiraf edin, size de iyi gelmedi mi hafif serin, mis gibi toprak kokulu ve birazcık ıslak bu hafta sonu? Siz de benim gibi yağmurla üzerinizden tüm negatif düşüncelerin, bunları yarattığı etkilerin, olumsuzlukların ve sıkıntıların bir an olsun akıp gidiverdiğini düşünmüyor musunuz?

Bazı rutinleri bozmadık yine; sabah sporumuz gibi… Kahvaltımız gibi.. Yalnız bu defa kahvaltımızı sevgili Necla teyzenin (Selam’ın annesi oluyor)evinde yaptık. Tam da “anne kurabiyesi” olarak adlandırdığımız kurabiyelerden yapmış sağolsun.. Afiyetle yedik, kahvelerimizi içtik..

Ben genelde evdeydim.. Cumartesi günü hamaratlık diz boyuydu:) Hafta içi, artık serinleyen havalarla birlikte, işe giyecek bir şey bulamamaya başlayınca alarm zilleri öttü durdu bende. Haliyle Cumartesi neredeyse günümün yarısını kışlık-yazlık kıyafet ayırımını yapmakla veeeee (İşte burası alkış alacağını tahmin ettiğim nokta…..) tüm kışlıklarımı ütüleyerek dolabıma kaldırmakla geçti! Nasıl ama? Gerçekten de tüm kışlık kazak, gömlek, pantolon vs.. ne varsa hepsini ütüledim ve dolabıma o şekilde kaldırdım.. Kendimle gurur duydum duymasına da, ben de bittim! Bu işlem (ayırım ve ütü ve dolaba yerleştirme) toplamda herhalde 4 saat falan sürdü.. Bu arada ben 6 adet sigara, 3 kupa yasemin çayı ve 2 büyük bardak su tükettim!! Ütümü de -buharlı olduğundan sebep-tam 4 defa doldurmak zorunda kaldım vaniltyalı* ütü suyuyla:))

*Bu benim icadım:)) Amerika’dan aldığım alkol derecesi az olan vanilyalı body splash, uygun ölçülerde çeşme suyu ile karıştırılıyor.. Beyazlara yine de dikkat ederek, ama renklilere gözünüz kapalı kullanabilirsiniz:)

Cumartesi günü hamaratlığın bunlarla bitti sanıyorsanız, feci biçimde yanılıyorsunuz:) Ütü ile savaşım bittikten sonra bir mola verip Tolu ile dışarıda buluştuk. Atakule’nin alatında SeVilla diye bir yer var. Tepeden Ankara manzarasına bakaraktan birer bira içtik buzz gibi. Hava serin, bira serin.. Eh, o kadar buharla ve sıcakla haşır neşir olununca insanın da böyle bir serinliğe kendini futursuzca atası geliyor haksız mıyım ama? 🙂

Eve dönüşüm yaklaşık 2 saat içerisinde gerçekleşti. Bendeniz kendimi mutfağa attım. Önce bir bayram klasiği olan, benim de bayıla bayıla yediğim tatlımız Güllaç yapıldı. Ardından fırında tavuk yaptım, patatesli, mantarlı… Bir de pilav. Oh oldu vallaha.. O kadar uzun zamandır evde yemek yapmamıştım ki.. Cumartesi pazar gününümü kendi yaptığım yemekleri yiyerek geçirdim:)

Tabi bu kadar şeyin arasında ders de çalıştım. Bu ayın sonuna kadar göndermem gereken  ödevim var 1. seneye ait. Eğer Eylül’ün sonuna kadar teslim etmezsem, 175$ ödeyeceğim her geciktirdiğim ay için!!! Ama konu beni zoladı biraz: Information Systems&Technology… Bu hafta mesai sonrası ofisteyim. En iyi ofiste çalışıyorum, eve gidince mayışıp kalıyorum zira!

Amma konuştum yine.. Küçük dilekler ve notlarla bitirelim o halde:

**Sevgili Zeynep‘e iyi yolculuklar diliyorum tüm kalbimle.. Hayalinin peşine düşecek zira:)

**Herkesin Ramazanını kutluyorum şimdiden. Umuyorum ki dirlik, düzen, birliktelik, hep barış, hep iyi niyet, hep toklukla geçer bu Ramazan da.. (Ve dilerim ki hep böyle kalır herşey.. Ramazanları, bayramları beklemeden..)

**Bu hafta sonu buluşacağımız ve tanışacağımız Ankara’lı blog sahipleri ile biraraya gelmeyi iple çekiyorum:)

**Söylemeyi unuttum: Saçlarım kızıl-kahve oldular:)) Yıllar yıllar önce de kızıl denemiş, acayip memnun kalış, amma velakin sürekli akmasından dolayı mücadele edememiştim:(( Bu boyalar daha iyiymiş artık.. Bakalım ne kadar dayanacak?

Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum. Her işiniz yolunda gitsin, her adımınız sizi daha iyi şeylere götürsün….

Mini Aslanım….

Şuna bakar mısınız? Minik bir aslan parçası.:))

Dün akşam kucağımda bir mayıştı, bir kaykıldı ki sormayın.. Elimde fotoğraf makinası, ne çektiğimi görmeden bu şirin şeyi fotoğraflayacağım diye ben de bayağı bir hallere girdim.!

Bu aralar pek iyiyiz yine, tahtaya vurunuz:)

Ya yakın çekim pozlarına ne demeli.. Ben bunu yemeyeyim de ne yapayım a dostlar, bana bir söyleyiverin:)

Lezzet Durağı – “Gölbaşı Çağlar Restoran”

Gölbaşı sapağına sapıp, yaklaşık bir 2 km gittikten sonra sol tarafınızda, tam da göl kenarında yer alıyor Çağlar. Park yeri yeterli, arabanızın da rahat etmesini sağlıyorlar.. Ben herhalde yaklaşık 3 yıl kadar önce tanışmıştım bu mekanla. O zamanlar hatırlıyorum kış mevsimindeydik. Göl buzz tutmuştu hatta. Aslında çok da parlak olmayan iç mekanının 2. katında, cam kenarında yemek yemiştik. Sonra belirli aralıklarla ziyaret etmeye başladık. Ama bu yaz gerçekten de her hafta sonu içimizde kendisine kavuşma isteği uyandırdı Çağlar. Yenilenen, genişleyen dış mekanının ve ilgili alakalı yeterli sayıda servis elemanının da bunda etkisi oldu sanıyorum.

Çağlar’a özellikle yazın gidin. Hatta sadece mangal için değil, hafta sonları erken saatlerde göl manzarası eşliğinde kahvaltı etmek için bile gidebilirsiniz.. Ama eğer yemek yiyecekseniz masanıza almanız gereken olmazsa olmazlar arasında yoğurdu bulunuyor burasının.. Şekilde görüldüğü üzere güveç kabında ve hayli kıvamlı gelen bu yoğurdun tadı kaymak gibi.. Konya’dan geliyormuş yoğurtlar. Beni bıraksanız tek başıma bir tanesini rahat yiyorum. Hele de yanına yaş üzümünden Efe’yi açtırmışsak:)) Sonra masaya istenen çoban salatasının da tadı güzel. Özelliği yok belki, ama güzel. Bir sürü patlıcanlı meze var. Biz denedik hemen hemen hepsini, hepsi de gayet leziz ve tazeydi.. Mangal sefasına geçmeden önce mutlaka masaya kavun ve peynir de alın ama tamam mı??

Şöyle bir yarım saat, kırk beş dakika mezelerle oyalanıp midenizin kazıntısını hafif giderdiğiniz vakit mangalınızı söyleyebilirsiniz. İsterseniz verdiğiniz et siparişini pişirerek önünüze getiriyorlar eğer mangalla uğraşamam derseniz. Ama ben kesinlikle pişirmek taraftarıyım. Mis gibi kokular burnunuza burnunuza eserken, ciğerci kedisi gibi mangal başında beklemek çok keyifli oluyor.. Biliyorum biraz acımasızca, ama yine de keyifli. Mangal için mutlaka sarımsak, domates, biber ve mantar da isteyin. Közlenmiş sarımsağın tadına doyamıyorum ben. Biz de mangalcıbaşımız Ayşegül Sultan’dır. Ortamda erkek adamlar falan bile olsa maşallah kimselere kaptırmaz elindeki mangal maşasını:))

Mangalınızın üzerine afiyetle birer Türk kahvesi içmenizi de tavsiye edemeden geçemeyeceğim.. Fal içinse bizim “Duygu” gibi bir arkadaşınız yanınızdaysa oh ne ala..

Afiyet olsun diyorum.. Özellikle Ankara’da yaşayanlar.. Hu-huuu.. Bu güzel günler yağmura ve soğuğa dönmeden bir hafta sonunuzu orada geçirin. Çocuklarımız var ne yapacağız demeyin.. Onun da çözümünü bulmuşlar: Bir çocuk parkı var Çağlar’da.

Hadi bakalım, haftaya gelen olursa görüşürüz orada, ne dersiniz????