Aylık Arşiv: Şubat 2007

Lezzet Durağı – “Turta Cafe”

Cumartesi sabahi kalktik, Aysegul Sultan’la beraber kahvalti icin Sevgili Ayse’nin blogunda bahsettigi TURTA’ya gittik. Aslinda bizim icin klasiklesen yerlerde hafta sonu keyfi yapmayi seviyoruz; ama arada farkli ve kucuk yerlerde olmayi da ozlemiyor degiliz. O gun sehirden uzak olalim dedik ve tuttuk yaklasik 10 km. otedeki Umitkoy mevkiine uzandik.

Arabayi park ettik ve sirin bir kapidan iceri adim attik. Solda, mutfagin da yer aldigi ilk katta 3-4 masalik cafe bolumu yer aliyor. Tahta masalar, masalarda minik vazolarda yer alan yukaridaki taze cicekler.. Onundeki kucuk bahceye bakan bir masaya yerlestik. Hemen yanimiza seker bir genc hanim geldi ve menuyu uzatti bize. Ama menuye bakmak ne mumkun? Bir defa ortalikta misler gibi kokular, mutfakta pisen ve hemen onundeki tezgaha yerlestirilmis birbirinden leziz ve cekici pasta, muffin ve kurabiyeler.

Yukaridaki camekana yapistik kaldik. Aslen biz kahvalti niyetiyle gitmistik, hatta Ayse’nin bahsettigi acik bufe kahvalti icin midelerimizin gayet bos olmasina da ozen gostermistik.. Ve fakat ufak bir yanlis anlama sonucu Pazar gunu acik bufe kahvaltiyi biz, her daim acik bufe kahvalti olarak anlamis oldugumuzdan Cumartesi sabahi kahvaltisiz bir ana denk geldigimizi aciyla ogrendik.. Ama uzuntumuz aninda geciverdi, cunku henuz o anda firindan cikan dereotlu peynirli ve patatesli pogacalar bize oyle bir goz kirptilar ki durduklari yerden “Bosver anasini satayim, bugun de taze hamur isi olsun midemizde” diyerek masaya istettik kendilerini, konsoya:))

Sonra Nilsun hanim geldi yanimiza. Kendisi evini, TURTA’nin mekani haline getirmis; bizzat onlugu takmis mutfaga girmis:) Cok seker, cok alimli, akilli oldugu her halinden belli ve tatli dilli bir hanim Nilsun hanim. Hemencecik sohbet ortami yarattik ve onlar yorgunluk kahvelerini icerken biz de hikayelerini dinledik.. Nilsun hanim bize Pompa’dan TURTA’ya gecisini anlatti:)) Kendisi uzun yillar bir pompa fabrikasinda ust duzey yoneticilik yapmis. Sonra hep aklinda olan ise soyunmus ve burayi kurmus, yaninda guvendigi bir arkadasi ile beraber. Iki yillik bir mekanmis burasi ve mutfaginda sadece 3 hanimin eli var; her iste, her pastada, her kurabiyede, her suslemede..

“Her zaman hayal ettiklerimizle

gerceklestirdiklerimizin ayni olmadigini gorduk.

Yillarca denedik, istedigimiz kivama getirdik.

Simdi bu tatlari sizlerle TURTA’NIN MUTFAGINDA paylasmaya karar verdik” yaziyor el ilanlarinda..

Ben derim ki gidin, deneyin.. Taze ve lezzetli cesitlerle kendinizden gecin:) Adresi mi? Mutlukoy Sitesi, 2. Cadde, 4. Sokak, No: 15 Umitkoy (Galleria’nin arkasi)

Telefon: 235 95 35-235 57 35 Evlere de servis yapiyorlar.. Bademli Turta’si, kremali toplari, dereotlu-peynirli pogacalari harika. Asagidaki baliklar mi?? Onlar da biz giderken camekana yapisip “Hoscakal” diyen marzipanli pastanin NEMO’lu susleri:)))

21 Şubat 2007

Bugün… Tam 5 yıl önce bugün… Kalemimi kariyerimin başladığı noktaya koydum; çizgiyi çekiyorum da çekiyorum… Bakalım bu çizginin bir de son noktası olacak mı?

Yoksa daha nice çizgiler çekmeye devam mı edeceğiz, göreceğiz 🙂

“Her Sey Yolunda Anne” – MARA

Mara-Album

Size bir çok defalar bahsetmiştim MARA‘dan belki anımsarsınız.. Mesela burada, hemen ilk paragrafta:)

MARA’yı bilmezden önce grubun kurucu üyesi olan Bülent Şenyürek ile tanışmıştım. Bülent, beni grubun solisti ve diğer kurucu üyesi olan Doğan Sovuksu ile tanıştırdı. Sonra bu tanıştırma zincirine bir halka da ben ekleyeyim dedim ve bir zaman sonra ben de onları benim diğer müzisyen arkadaşım Ceyda Pirali ve ortağı Hande Okçular ile tanıştırdım; yani JW Music Production ile:))

HerSeyYolundaAnne albümünün hemen hemen tüm parçalarını, demo demeye bile dilim varmayacak kadar “ham” hallerini eski püskü bir kasetten dinlemiştim, sanıyorum 3 yıl kadar oldu.. O zaman bana çok farklı gelmişti: Duruşları, anlatmak istedikleri, söyledikleri, yazıp-çizdikleri.. İnançları, çalışkanlıkları, kendi aralarındaki bitmez didişmeleri, karmakarışık zihinleri..

Ceyda ve Hande ile birilkte stüdyoya kapandılar, parçaların mixleri ve düzenlemeleri için aylarca çalıştılar. Sonunda albümü kayıt etmeyi başardılar. Dağıtım işini de kendi çabaları ile hallettiler. Albümleri şu anda İstanbul’da Mempisto ve Uzelli’de; Ankara’da da Uzelli’de satışta. Fiyatı 10 YTL. Geçen gün Armada’da bulunan Uzelli’den albümü satın aldım:)) Evet ben bile satın aldım, bir tane göndermediler bunca şeye rağmen:)) Uzunca bir süre direndim, ama dayanamadım parçaları merak ettiğim için..

İşte izlenimlerim;

~ Müzisyenleri tanıyorum diye değil, gerçekten tarafsız, müziği seven ve az biraz kulağı olan biri olarak söylüyorum ki albümdeki 15 parçanın hepsini de ayrı ayrı seveceksiniz eğer dinlerseniz.  Söz ve bestelerin tümü Bülent Şenyürek ve Doğan Sovuksu tarafından yazılmış. Sözler çok anlamlı ve eminim hepsinin de derin ve iz bırakan hikayeleri var. Dinledikçe kendinizden birşeyler bulabiliyorsunuz.

~ Albümü dinledikçe alışıyorsunuz. İlk anda vuran 3-4 parça vardı mesela beni. Ama son 2 gündür takılıp dinlediğim parçaların isimleri değişti.

~ İlk anda büyük prodüksiyon şirketlerinin çıkardığı, güya “büyük” seslerin albüm kalitesini hissedemeyebilirsiniz. Ama yukarıda da dediğim gibi, dinledikçe vazgeçemeyeceksiniz:)

~ Benim favorilerimden biri Bülent’in söz ve bestesiyle “Öfke” mesela: “Sensin son sözüm /Sensin gerçek yüzüm /Gerçekleri gördüğüm…”

~ Doğan’ın linkinde de dinleyebileceğiniz, onun söz ve bestesiyle, albüme de adını veren “HerŞeyYolundaAnne” mesela: “Şikayetçi değilim dostsuzluktan / Yürüdüğüm eğri büğrü kaldırımdan / Her surat nefretle bakıyor / Amaçsız umutsuz yarından / Bir ben miyim mutlu olan… Telefon ne zaman çalsa cevap aynı: HerşeyYolundaAnne / HerşeyYolunda..”

~ Bunların dışında “Bari Sen Kal Aynı, Bekle Beni, Son, Yok …” beğenerek dinlediklerim oldular.

Yakında 2 klip çekecekler yukarıdaki parçalara.. Televizyonlarda gösterilmeye başlandığında da MARA’yı hakettikleri kadar çok insan dinleyecek. Ben de kendi adıma içten içe mutluluk duyup, sonra burada reklam yapacağım gururla:))

Alın, dinleyin. Ulaşamadıysanız, bana yazın ben onlara ulaşır size temin ederim albümü.. Ve lütfen geri bildirimde bulunun. Müzik zevkime azıcık da olsa güveneniniz varsa bu hafta sonu şu albümü alın.. Dilara demişti diyeceksiniz:))

Süperr bir hafta sonu geçirin..


A Woman..

A WOMAN SHOULD HAVE

…. one old love

she can imagine

going back to …

and one who reminds her

how far she has come.

A WOMAN SHOULD HAVE

                   … enough money within her

                   control to move out and

                   rent a place of her own

                   even if she never wants to or needs to …

A WOMAN SHOULD HAVE

something perfect to wear if

the employer or date of her dreams

wants to see her in an hour …

                   A WOMAN SHOULD HAVE

                  … a youth she’s content

                  to leave behind …

A WOMAN SHOULD HAVE

a past juicy enough that

she’s looking forward to

retelling it in her old age …

                    A WOMAN SHOULD HAVE

                   a set of screwdrivers, a cordless drill

                  and a blace lace bra.

A WOMAN SHOULD HAVE

one friend who always makes her laugh,

and one who lets her cyr.

                  A WOMAN SHOULD HAVE

                 … a good piece of furniture

                 not previously owned by anyone else in her family …

A WOMAN SHOULD HAVE

… eight matching plates,

wine glasses with stems, and a recipe

for a meal that will make her

guests feel honored …

                    A WOMAN SHOULD HAVE

                    … a feeling of control over

                    her destiny …

~                                   ~                                       ~                                      ~                              

EVERY WOMAN SHOULD KNOW

… how to fall in love without

loosing herself …

                    EVERY WOMAN SHOULD KNOW

                    … how to quit a job,

                   break up with a lover,

                   and confront a friend

                   without ruinning the friendship …

EVERY WOMAN SHOULD KNOW

… when to try harder …

and when to walk away …

                    EVERY WOMAN SHOULD KNOW

                    … that she can’t change the

                    lenght of her calves, the width

                    of her hips, or the nature of her parents …

EVERY WOMAN SHOULD KNOW

… that her childhood may not

have been perfect  …

but its over …

                    EVERY WOMAN SHOULD KNOW

                    … what she would and wouldn’t

                    do for love or more …

EVERY WOMAN SHOULD KNOW

… how to live alone … even if

she doesn’t like it …

                   EVERY WOMAN SHOULD KNOW

                   … whom she can trust,

                   whom she can’t,

                  and why she shouldn’t take it personally …

EVERY WOMAN SHOULD KNOW

… where to go …

be it to her best friend’s

kitchen table …

or a charming inn in the woods …

when her soul needs soothing …

EVERY WOMAN SHOULD KNOW

                   … what she can and can’t accomplish in a day …

                   a month, and a year …

 

… with all my love to all my girl friends on this lovely lovely day:)))

… happy st. valentines …

                                               … ohhh sorry boys:)))))

Fotografi Ile Alakasiz, Ama..

“Sometimes I wonder if God ever forgive us for what we’ve done to each other…

Than I look around and I realize… God left this place a long time ago..”

~

Bu alinti.. Beynime kazinan ve film boyunca beni dusunduren bu alinti.. Kanli Elmaslar filminden..

Angola, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Liberya ve Sierra Leone gibi ülkelerdeki kanlı elmas ticaretinin maliyeti ülkelerin harap olmasına ve milyonlarca kişinin hayatına mal olmus.

Ihtilaf elmasları ya da daha vurucu ismiyle kanlı elmaslar, hükümet karşıtı güçlerin denetimindeki bölgelerden çıkartılan ve çeşitli yollardan yasal mücevher piyasasına dahil edilen ham elmaslar. Ve bu pazara giren kanlı elmasların izini bulmak, özellikle işlendikten sonra neredeyse imkansız bir hal aliyor. Kanlı elmaslara ismini veren ise, bu elmaslardan edinilen gelirin silah alımında kullanılması ve iç savaşın böylece sürmesi. Sierra Leone örneğinde iç savaşın bedelinin onbinlerce ölü, eli-kolu kesilmiş 20 bin insan olması, durumun vehametini gösteriyor. Filmde de hikayesini izledigimiz Sierra Leone iç savaşını başlatan Revolutionary United Front/Birleşik Devrim Cephesi’nin hükümete isyan yöntemleri ise dudak uçuklatıcı. On-on iki yasindaki yaşlarındaki çocukları, kollarında açtıkları kesiklere/savaş yaralarına kokain basarak ve farklı uyarıcılar enjekte ederek birer ölüm makinesine dönüştüruyorlar. Siyah insanlar, birbirlerini acimasizca olduruyorlar. Ve filmin acilis sahnesinde de goruldugu uzere, olen insanlarin hic biri hayatlarinda elmas gormemis kisiler..

Sevgililer gunu oncesi cuk oturan ve 23 ay boyunca ulkemizin guzide mucevher firmalarindan birinde calismis olmamdan sebep bu konuya istinaden sunu soylemek istiyorum: “Eger elmas satın alacaksaniz, dükkanların sattıkları elmasların savaş bölgelerinden olmadığını, yani insan hakları ihlallerine destek olmadığını gösteren yazılı garanti talep edin!” Once filme gidin, sonra yazdiklarimi dusunun derim!

** Bu hafta sonu hic fotograf makinama gitmedi elim, fotografsiz bir haftaya da baslamak istedim. Idare edin diyecegim, yine de siz bilirsiniz..**