
Evet, aşkın gözü kördür! Tüm dillerde kullanılan ve hepsinde de aynı anlama gelen belki de tek iki kelime. Her dilde bir karşılığı olmasının nedeni ise herkesin başına gelmesinden, yani sözün doğruluğundan kaynaklanıyor:)
Aşk bizi aptallaştırıyor.. Paralize ediyor.
Hem ayaklarımızı yerden kesiyor, hem de yerin dibindeymişiz gibi hissetmemize neden oluyor..
Hem güldürüp, mutlu ediyor; hem de geceler boyu ağlamamıza sebep oluyor. Gülen gözler, kan çanağı-yaşlı gözler..
Aşk ikilemler içinde kendine yol bulmaya çalışıyor.
Birini gerçekten hiçbir şey beklemeden sevmek mümkün mü? Bilmem.. Benim sevgilerim hiç böyle olmadı. Beklentisiz bir yaşam düşünemediğimden belki de:)
…
Dün harika bir film seyrettim: Under The Tuscan Sun. Benim en çok sevdiğim -hatta tek bile diyebilirim- kadın oyuncu olan Diane Lane‘in başrolünde oynadığı çok sıcak, bir kadeh şarap eşliğinde gözlerinizi ıslatabileceğiniz bir filmdi. En güzel Toskana görüntüleri eşliğinde, henüz kocasından boşanmış bir Amerikalı edebiyat eleştirmeninin bir anlık kararla burada bir ev satın alıp yaşamaya başlamasını anlatıyor. Acısı var, devamlı üzgün, mutlu olamıyor bir türlü. Ona bir gün şöyle diyor diğer oyunculardan güzelce, şuh bir kadın olan Katherine: “Never lose your childish innocence. It’s the most important thing.” “Başına ne gelirse gelmiş olun, içindeki çocukça masumiyetini sakın kaybetme!” Aynı Sezen Aksu’nun da dediği gibi: “İçindeki çocuğa sarıl..!”
Ben bu ara içimdeki çocukla yaşamaya çalışıyorum. Malum, aşkın gözü kör ya:) İçimdeki ufak Dilara ve ben dün gece mesela bu harika filmi seyrettik. Koca bir şişe Shiraz şarabının dibini bulduk:) Sonra laptopımızı açtık ve içinden en sevdiğimiz şarkıları sırayla çalmaya başladık! Tam bu şarkılar çalarken de 3500’ün üzerindeki en mutlu anlarımızı gözler önüne seren fotoğraflarımızdan bir slide show yaptık:) Dans ettik, bol bol gülümsedik, eski güzel günleri hatırladık çocuk ben’le:) Sonra da Gelecek güzel günlere olan inancımızı tazeledik.

Bu filmi seyredin hanımlar.. Kesinlikle çok hoş hissedeceksiniz:) Bir güzel diyalog daha vardı bana inanmam, bundan hiç vazgeçmemem gerektiğini bir defa daha hatırlatan: “Signora, between Austria and Italy, there is a section of the Alps called the Semmering. It is an impossibly steep, very high part of the mountains. They built a train track over these Alps to connect Vienna and Venice. They built these tracks even before there was a train in existence that could make the trip. They built it because they knew some day, the train would come.”
Evet, ortada henüz bir tren olmadan, ileriyi öngörüp dağlara tren rayları döşemişlerse.. Ben de benim aşkımın bir gün bir yerlerden çıkıp geleceğine inanmak zorundayım sanırım:) Bu sebeple hazırlıklı olmak ve inanmak da fayda var..

Güzel gözlerle,iyi hislerle, umutla bakın çevrenize. İnanmaktansa hiç ama hiç vazgeçmeyin. Hayal kırıklıkları ve göz yaşları arasında onları sakın ama sakın unutmayın! İsteyin, hayal edin, inanın! Tam da benim yaptığım gibi..
Güzel bir hafta diliyorum.. Çok sıcak, biliyorum çok bunaldınız siz de hepimiz gibi.. Bol su tüketmekten, hafif giysiler giymekten, yağsız yemekler ve bol meyva tercih etmekten, mümkün olduğunca hızlı hareket etmemekten başka yapacak bir şeyimiz yok gibi.. Kendinize dikkat edin..