Aylık Arşiv: Nisan 2008

Final Countdown!

Beach

Günler nasıl da hızla geçiyor yarabbim! 17 Ocak’taki bu yazımda belirttiğim Kaçış Takviminde bulunan bir maddenin daha üzerine çizik atmama şurada birkaç gün kaldı. O zamandan bu zamana dek planlarım arasına alıp, gidemediğim tek yer İstanbul’um oldu. Onuda kısmetse Mayıs ayının bir haftasına sıkıştırma azmi ve kararlılığı içerisindeyim:)

*

Bu yıl her ay en az bir haftasonumu farklı bir yerde geçirmek niyetindeyim. 2008 için meğersem enteresan bir şekilde denenecek ya da görülecek bir sürü aktivite biriktirmişim: “Wind Surf” mesela. Alaçatı’ya abone arkadaşlarım geçen yaz çağıra çağıra bir hal oldular, ama gidemedim. “Paraşütle atlamak” var bir de bilmem kaç bin feetden! Bu yeni bir heves. Daha doğrusu benim hevesim değil, ama denemezsek ayıp olacak “O”na:) Efes, Selçuk civarlarında atlamak için en uygun hafta sonunu arıyoruz şimdi. Sonra yıllardır mütemadiyen dilimizde olup, her daim içimizde ukte kalan bir “Mavi Yolculuk” olayı var. Yaz tatilimimde belki de. Anne kuşumu her sene söz verdiğim üzere çıkartmayı planladığım bir “yurt dışı turu” var Sonbahar gibi düşündüğüm. Var da var gördüğünüz üzere!

*

Pazar günü sabahtan Londra yolculuğum başlıyor. Çok sevdiğim, güzel bir arkadaşım son 1 yıldır iş için orada bulunuyor. Evimiz, kalacak yerimiz var yani. Havalarda gayet iyi gidiyormuş son aldığım haberlere göre. Londra’nın içindeki tüm plan belli gibi. Ama ben yakın yerleri de görebilmeyi çok istiyorum: Oxford mesela, belki de Brighton, Bournemouth, Cambridge.. Bakalım hava, benim bünyem ve keyfimiz elverdiği sürece çok fazla sokaklarda dolaşmak, paylaşabileceğim güzellikte fotoğraflar çekebilmek, bol bol enteresan tatlar bulup tatmak, içmek ve huzurlu, ama tatlı yorgunluk hali ile geri dönebilmeyi planlıyorum:) Döndüğümde güzel ve yine faydalı bir gezi yazısı yazabilmeyi dileyerek, şimdilik, huzurlarınızdan ayrılıyorum.

*

Hepinize bal gibi tatlı, kaymak gibi 2 hafta sonu şimdiden.  Çiçeklerle haşır neşir olun. Dondurma yiyin. Spor yapın, yürüyüş yapın olmadı. Güzel müzikler eşliğinde dolu dolu kahvaltı masalarında değer verdiğiniz insanlarla bir arada olun. Sarılın, öpün sevdiklerinizi.. Anne-babanıza onları ne kadar özlediğinizi söyleyin. Yakınlarında olsanız bile:)

Görüşeceğiz:)

Nedir?

On the Beach

Hafta sonunu iple çektim yine.

İş yoğun. Eğitimdi, denetimdi koşuşturmacaya devam.

Havalar bir iyi-bir kötü, ama hep gri! O en sevmediğim halinde havalar bu aralar: GRİ renkte, basık, nefes alsam mı, yoksa bırakmasam mı diye düşündürten anlamsız şeklinde yani! Yapılacak en iyi şey böyle havalarda içeride olmak oluyor. Çoğunlukla ben de böyle yapmayı tercih ettim ve ofis dışındaki vaktimi kapalı mekanlarda geçirdim. Ard arda 2 gece mesela, Balıkçıköy’deydim yine. Ankara’nın en güzel, en keyifli balıkçısı. Daha öncede bahsetmiştim, ama bir türlü fotoğraf makinası ile gidip çektiğim güzel fotoğrafları eşliğinde doya doya yazamadım bu benim en “in” mekanımı. Havalar griden maviye dönünce, terası ısınmaya başlayınca inşallah onuda yapacağım:)

On the Beach 1

Yukarıdaki fotoğrafları İnkumu’nda, sabah saatlerinde plajda yürüyüş yaparken çekmiştim. Şaşırtıcı bir yürüyüş olmuştu benim için. Zira plajda kumdan başka herşey vardı! Bir bakalım: Ampul, değişik boy ve ebatta cam ve pet şişeler, temizlik ve deterjan kutuları, naylon torbalar, sigara paketleri, plastik bıçak ve çatallar, benzin ve mazot kutuları, inhaler (!), ucunda iğnesi takılı olduğu halde bir intraket (!), ki enfekte atıkların önde gidenidir, tıraş bıçağı, şırınga (!), ve beni en çok dumura uğratan bir adet TV tüpü (!). Çok ciddiyim.. İnanmayın aşağıdaki fotoğrafa bakabilir! Tüm bu atıklar plajın üzerini kaplamışlardı. Bu kadar çok çöpün ve atığın nasıl ve nereden geldiği konusundaki sorularımıza cevap mı? Açıkta seyreden gemi ve tekneler, sahilde geceleri denize-mehtaba karşı içenler, vs.. oldu. Sezonun açılmasına yakın belediye gayet güzel temizliyor buraları da dendi. Ama sezon açılana kadar düşünün bir, gece mehtaba karşı içmek için plaja inen birinin ayağına o enfekte iğnenin battığını. Benzin ve mazotların sızıntılarının denize karışmasından bahsetmiyorum bile. Yazık! Toplayabildiğimi topladım ben, özellikle de intraketi. Derhal hemde!

TV on The Beach

Hafta sonu çabuk geçmese bari. Bu defacık! Hiç yatakta miskinlik bile etmeden erkenden güne başlıyor, sporu ihmal etmiyor, kahvaltı masasında uzun uzun vakit geçiriyor, bir sürü şey yapıyorum; ama nedense yetmiyor, yetmiyor:(

(Anlamıyorum ki?) Nedir bendeki bugünlerde, bu on beş yaşındaki çocuk halleri?

(Zaten fazlasıyla varolan) Çiçeklere duyduğum bu sevgi? Bu küçük eşya merakı?

(Keyifle) Böyle uzun uzun seçişim yemeklerimi. Sigaramı, kahvemi keyifle içişim? Ve böyle yerleştirip odamı hiç yoktan gülüşüm, sevinişim, (Uzun zamandır olmadığım kadar iyi hissedişim?)

<Details on the Beach

Necati Cumalı’ya bana eşlik edip, duygularıma tercüman olduğu için binlerce teşekkür eder, hepinize ışıl ışıl pırıltılı,

rengarenk,

kahkahalı,

dost sohbetli,

sıcacık bir hafta sonu dilerim:)

Uzun Cümlelerle, Elden Geldiğince..

Reflection

17 Mart’tan bugüne dek…

~ Bartın’a gittik, İnkumu’na.. Hacettepe’nin bir tesisi var orada. Hastane lider ekibi ile birlikte bir hafta sonu Stratejik Planımızı revize ettik. Hem yönetim yeni, hem plan eskidi artık. Malumunuz 3 yıl önceki tehditler artık tehdit değil. Hatta bazıları fırsat olmuş. Şimdiki tehditler ise daha da kalabalıklaşmış, öyle böyle değil. Takdir edersiniz ki hepside hemen hemen aynı noktadan gelmekte!!

~ Tesisin önünde bir sahil var, sabahları orada yürüyüşe çıktım, biraz fotoğraf çektim. Hava ilk gün dışında çok güzeldi.

~ Çok çalıştık, verimli bir hafta sonu oldu. Ama keyfinide çıkardık. Yemeklerimiz ve sonrası sazlı-sözlü-bol aktif geçti. Bir gece sahilde ateş yaktık, kumsalda uzanıp yıldızları seyrettik.. Yazı özlemişim, onu anladım..

~ Yaklaşık 10 yıldır bir şekilde gidip geldiğim elçilik kapılarından hep ağlaya-sızlaya-oflaya-puflaya dönmüşümdür. İşlerim hallolur eninde sonunda, ama o noktaya kadar anamı ağlatırlar! .. Dı!.. Yani Birleşik Krallık Vize Başvuru Noktasına kadar bu böyleydi. İlk defa olarak evraklarımı verdim, vize ücretini yatırdım, parmak izlerimi alıp ve fotoğrafımı çektiler. Sonra da şu web adresinden takip edin durmunuzu dediler. 2 gün sonra gittim, 6 aylık multiple entry’li vizemi aldım! Yakında Londra seyahatim gerçekleşecek:) 10 yıl kadar önce görmek istenilen 3’lüden sonuncusuydu Londra. Paris ve New York’tan sonra..

Red

~ GATA’da bir sunum yaptım.

~ Antalya’da düzenlenen 2. Uluslararası Hasta Güvenliği Kongresi’nde bir sunum yaptım.

~ Antalya’daki kongre Kremlin Otelde idi. İlk defa gittim, ortalamada buldum. Az ve kontrollü yemek yedim, hiç kilo almadığım gibi kilo bile verdim:) Bir defa güneşlenebildik havuz başında. Ekip tam takım orada olduğumuz için iş ve eğlenceyi birleştirebilme şansımız oldu. Mavimi de özlemişim yazı özlediğim gibi. Hasret giderdik her ne kadar giremesem de..

~ Kongre bitince ailemi görmek için 2 günde fazladan kaldım. Hepsine elimden geldiğince vakit ayırmaya çalıştım. Onları çok seviyorum..

~ Apocalyptica Konserine gittik Saklıkent’te. Süperdi. Davulcu olaya dahil olmuş, bir çellocu daha almışlar adamlar aşmışlar. Yeni albümü alınacaklar listesinde..

~ Diyorum diyorum bir daha demekten kendimi alamıyorum: Şebnem Ferah’ın konser DVD‘sini edinin allah aşkınıza! Bu kadın, bu parçalar, sözler, besteler, sahne performansı.. Üzerine tanıdığınız bir şey varsa da beni haberdar edin lütfen, bilmemek ayıp değil:)

~ Bahar “geldim, geliyorum, emin değilim” falan diyor gerçi.. Olsun varsın, bekleyenin muradına elbet ereceğini biliyoruz. Yağmurlara, soğuğa rağmen Nisan ayının ilk haftasını bitirdik bile.

~ İşlerim yoğun, hayat güzel. Ben mutluyum çok. İç huzurum da yerinde. Daha önce denemediğim bir şeyler deniyorum. Başarabiliyor muyum bilmiyorum henüz, ama en azından çaba sarf ediyorum. Bu konuda bana destek olunuyor allahtan birçok kişi tarafından. Ama en çok “O”na teşekkür etmem gerek sanırım bana kollarını açtığı için.. Bir de Başak’a:)

Süper bir hafta diliyorum.. Hayatın tadını çıkarın!