Aylık Arşiv: Mayıs 2008

Sonunda Benim De Bir Şeylerimin Çalındığına Şahit Oldum!

Üzüldüm.. Bir miktarda Kızgınım sanırım!

Kendi hisleriymiş gibi bana ait satırları ÇALARAK bloğuna koyan kişi için hiçbir şey demiyorum. Kendisini ihbar etmek için Mynet üyesi olmakla vakit harcamak yerine burada ifşa etmek istedim!

Mynet üyesi olanınız varsa yapıversin allah rızası için.!

Güncelleme:

**Aşağıdaki yazıya tıklarsanız, o kişinin bloğuna ulaşabiliyordunuz! Fakat sanırım yazıyı da bloğunu da kaldırmış ortalıktan. Bu bitecek başkası gelecek. İnsanlar ÜRETMEKTEN, ortaya kendilerine ait bir şeyler koyabilmekten bu kadar aciz yetişiyor bu ülkede işte! Benim kızdığım taraf bu..

Ben ve benim gibi birçok arkadaşım en az 3 yıldır bu bloglara emek veriyoruz. DÜŞÜNÜYORUZ ne yazabiliriz, nasıl yazabiliriz, ne yazmalı, neyi vurgulamak istiyoruz diye. (“Teşekkür Ederim” adlı yazımda “En çok da aileme teşekkür ediyorum, beni genç yaşta olgunlaştırdıkları için” derken bunu 14 yaşında annesiz-babasız ortada kalmış bir genç kız olarak 20 yıldır yaşadıklarıma istinaden yazmıştım.) Sadece JTB’de gördüğünüz hale getirilmesi bir postun fotoğrafları ile birlikte en iyi ihtimalle 1-2 saatten fazla zaman alıyor ayrıca! Başka bir yerden kopyalayıp kendi düşünceleri, hayatı ya da fotoğrafları gibi yapıştırıvermekle olmamalı bu iş.

Size buradan seslenmek istiyorum bu tarz işler yapan arkadaşlar: LÜTFEN biraz emeğe saygılı olun. Esinlenebilirsiniz bunda kötü bir şey yok! Ama alıntıyı, altında aldığınız yerin adresi de olmak kaydıyla yayınlayın. Ve kendininiz de üretebileceğinizi unutmayın. Okumakla, daha fazla fikir ve düşünceleri, değişik tarzları okumakla ve araştırmakla sizde kendinizi geliştirebilirsiniz. Ama olduğunuz yerde saymayın lütfen, İLERLEYİN. Bunun için de BUGÜN kendi düşünceleriniz, fikirleriniz, size ait fotoğraflar, şiirler ya da ne bileyim herhangi bir paylaşımınızla BÜYÜMEYE başlayın!! Sizin bu yazdıklarınızın sahte olduğunu, size ait olmadığını bilmeden takdir eden anne-babanızın, arkadaşlarınızın karşısına da artık KENDİ CÜMLELERİNİZLE çıkın! ***

…Teşekkür Ederim…

Neyi Severim Bilir Misin?

Kew Garden

Yağmur yağdıktan sonra burnuma gelen mis gibi ıslak toprak kokusunu..

Çıplak ayaklarımla, üzerine sabah erkenden çiğ damlaları düşmüş yemyeşil çimenlerde yürümeyi..

Kek kalıbına boşaltılan hamurun kasede kalanını parmaklarımla sıyırmayı..

Buzz gibi hazırlanmış rakıdan aldığım ilk yudumun damağımda verdiği tadı..

Kızarmış ekmek kokuları eşliğinde sabaha uyanmayı..

Güneşi batırıken bir deniz kenarında, bir elde kadeh diğer elde “sevgili” eli ile mis gibi deniz kokusunu içime çekerek nefes almayı, vermeyi, almayı..

Anne kuşumu, babişkomu, bir numara ufaklığımı, iki numara ufaklığımı.. Hala ve son nefesime dek rahmetli tontonumu.. İçimdeki büyümeye hiçte niyeti olmayan “o” çocuğu..

Çılgınlar gibi dans etmeyi, kimseyi ve hiçbir şeyi umursamadan.. Saaatlerce, kendi kendime, evimde..

Çiçek koklamayı..

Mis gibi kokulu banyo şampuanları kullanmayı, mis gibi kokmayı..Mis gibi kalmayı..

Kendimi.. Her şeyimle, her şekilde, her durumda..

“İyi”ye olan bu güçlü inancımı.. Gelecek güzel günleri..

Denizin içinde olmayı.. Denizin üzerinde olmayı.. Denizle olmayı.. “Deniz” olmayı..

Birilerini gülümsetebilmeyi.. Ta gözlerinin içinden hemde..

Sallantılı küpeleri, egzantrik tasarımları, kocaman saatleri..

Özenle hazırlanmış sofralarda saatlerce kalmayı.. Lezzetli yemeklerin tadına varabilmeyi.. Yemek pişirmeyi..

Okuduğum kitaplardan defterime notlar almayı.. Sonra bir gün tam da ihtiyaç olduğunda onları uygun şekilde kullanabilmeyi..

Neden olduğunu bilmediğim bir şekilde Cumartesi günlerini.. Aylardan Mayıs’ı.. Eylül’ü..

Her şeye rağmen hayatımı..

Y a S i z ?

Hayat Paylaştıkça Güzel..

London

Değil mi?

O sebeptendir dinlediğim güzel parçaları, okuduğum güzel sözleri, seyrettiğim etkilendiğim filmleri, çevremde tanık olduğum; yaşarken bir yerlerinden bize dokunan ya da bizim dokunduğumuz her şeyi paylaşmak istemem. Tüm dürüstlüğümle, olanca açıklığıyla, ne bir eksik ne bir fazla kelime kullanarak son 3 yıldır burada yaptığım bu: PAYLAŞMAK. Çünkü ben böyle besleniyorum. Çünkü hayat güzel! Ama böyle daha da bir güzel:)

~

Doğan’cım yapmış yapacağını ve solo albümün ilk -etkilemek gibi olmasın ama bence harika- parçasını, “Defne Ağacı“nı tamamlamış sonunda. Doğan, daha öncede birçok defa bu sayfada sizlere anlattığım, tanıtmaya çalıştığım benim her biri birbirinden güzel ve yetenekli arkadaşlarımdan kurulu MARA grubunun solisti. Doğan’ın bu linkte yer alan sayfasına giderek dinlemenizi ve eğer vakit bulabilirseniz de parça ile ilgili düşüncelerinizi benimle-ve dolayıysla Doğan’la- paylaşmanızı rica ediyorum:)

~

Müzik ruhumuzun gıdasıdır, ama ben -hepinizin artık bildiği üzere- bedenime de katkı sağlayan gıdalardan ve onlarla ilgili deneyimlerimden söz etmekten de müthiş haz alıyorum. Gerçi şimdi bahsedeceğim şey gıda değil, ama onun tamamlayıcısı; yani içecek:)

_ Vee tahmin edin bakalım, ne tür bir içecek?

_ ŞARAP mı yoksa!

Evet evet hep bir ağızdan söylenince bayağı etkili oluyormuş! Tebrikler bildiniz dostlar, konumuz ŞARAP! Ama şarabın kırmızısı ve de Avustralya’lı olanı: Yellow Tail’in Shiraz‘ı. Ben geçen sene ilkbahar döneminde birileri vasıtasıyla tanışmış, bayağı bir çeşidini denemiştim. Benim damak tadıma göre bir miktar tatlı gelmekle birlikte, her türlü ızgara ve sert-keskin kokulu peynirle çok uyumluydu bu Shiraz. O dönem bir tanıdık vasıtasıyla birkaç şişe almıştım, ama ne enteresandır ki hiç JTB’ye yazmamışım!!! Şimdilerde bu şarapla beni tanıştıran eküri ile irtibatım kopuk, bu sebeple benim kısa süren Yellow Tail macerası da zorunlu olarak rafa kalkmıştı. Ta ki bu haberi görene dek. Sanırım ithalatçı firma ile bağlantıya geçip birkaç şişe alsak fena olmayacak. Şarap seven, koleksiyon yapan ya da değişik tatlar denemek isteyen dostlarıma duyurulur:)

~

Son söz olarak da Mark Twain’den seçtiğim, benim çok sevdiğim bu dörtlüğü size armağan ediyorum. Ve diyorum ki, burada söylendiği şekliyle bir hafta sonu geçirin:)

Yani;

“Dance like nobody’s watching;

Love like you’ve never been hurt.

Sing like nobody’s listening;

Live like it’s heaven on earth.”

Ben aynen bu şekilde yapacağım:) Bir de balkonumuza çiçekler almaya gideceğiz, böyle rengarenk güzel kokulu çiçekler. Sabah kahvaltılarında keyif yapmaya başlayalım artık diye. Pazar akşamüstü saatlerinde aslan Türk Telekom’un playoff final maçının ilki yayınlanacak NTV’den. Kaçırmayacağım kesinlikle. Bir de geçen haftalardan limonata kalmıştı listede, nanelisinden. Şöyle buzz gibi:) Onuda hallettik miydi, değme keyfime:)

Her zaman söylediğim, ve söylemekten hiç bıkmayacağım üzere Süperr bir hafta sonu geçirin. Sonra da paylaşalım:) Niye mi? Başlığa bakın bakiyim:)

Leylek Havada, Biz Yollarda!

From Hotel

Perşembe gecesi “Sevgili” ile elele uyumaya çalışarak İzmir-Selçuk’un yolunu tuttuk. Geçen yıllarda Kuşadası-Efes-Meryemana görmüşlüğüm vardı, fakat Selçuk’u listeye almamıştım hiç. Zira burada görmem gereken bir şey olduğundan pek emin değildim. Varmış! Gözlerime bayram oldu gördüklerim, içim kıpır kıpır etti. Pek mutlu, keyif dolu, pek dinlenmiş, daha “bağlanmış”, biraz kilo almış döndüm bu 3 günlük kaçamağımızdan. Niye mi Selçuk? Çünkü orası Türkiye’deki tek Drop Zone’muş! Paraşütle atlama merkezi yani. Selçuk Efes Havaalanı’ndaki Türk Kuşu Paraşüt Okulu, benim “Sevgili”nin ikinci adresiymiş meğer. Tanışıp beraber olmaya başladığımız andan beridir konuyu dilinden düşürmeyen, elindeki bilimum dvd-cd kayıtları ile arkadaşlarımın aklını başından alıp onları “potansiyel” birer paraşütçü yapmayı kendine düstür edinmiş bir adamla ilk tatilimizi de buraya yapmamız haliyle kaçınılmaz oldu. Tanıştık Paraşütçülük Merkezi ile. Anlaşabildik mi? Sanırsam bir müddet mesafeli bir ilişkimiz olacak, ama bunun çok uzun süreceğinden şüpheliyim ben. Zira “Sevgili”yi görünce yukarıda, aşağıda sadece fotoğrafını çekmek kesmedi beni, kesmeyecek. Yakındır yani, hayırlısı:)

Kaldığımız yer çok şeker bir oteldi. Hemen hemen her akşam kendimizi havuz kenarındaki mini-bara attık. Müziğimizi ve dahi bira servisimizi kendimiz yaptık; ama olsun. Onunda keyfi bir başkaydı:) Sabahtan atlayış yapmaya gittik, öğleden sonraları bize kaldı. Bir gün Yedi Uyuyanlar’daki gözleme çadırlarından birinde otlu gözlemeler yedik, süper bir köy kahvaltısı yaptık. O da yetmedi üzerine tahinli-pekmezli gözleme yedik:) Sonra bir gün atladık motorumuza Selçuk’a 8 km. uzaklıkta olan adı gibi şirin Şirince köyüne gittik. Eski bir Rum Köyü imiş burası. Mübadeleden sonra bizimkiler yerleşmişler. En önemli geçim kaynaklarını bağcılık, şarapçılık ve zeytincilik olarak söylüyorlar. Son dönemde turizmin de bayağı katkısı varmış. Birbirinden lezzetli meyve şarapları, mis kokulu zeytinyağları ve çeşit çeşit sabunları var Şirince’nin evinize dönerken yanınıza alabileceğiniz. Biz Artemis Restoranı tercih ettik manzarası itibariyle, çok da beğendim ben. Yine onlara özel, yöreye özel Simetra Şarabı içtik şişe şişe. Yenilen çeşitli otlardan yapılmış mezeleri, tadına bakılan etli-yumurtalı arap saçını, zeytinyağlı yaprak sarmayı, masaya önden gelen kekikli-kırmızı biberli mis kokulu halis sızma zeytinyağını anlatmıyorum. Yok, bu defa değil:) Hmm.. Başka ne yaptık? Bir öğleden sonrasında da kendimizi Pamucak Plajın’daki güzel bir balıkçıya attık. Duble rakı, üzeri bira, yanında ızgara çupra, bol salata, kumsalda yürüyüş..

Sky Diver

Sky Diver 1

Güzeldi bu tatilim. Her şeyiyle güzeldi, benim için özeldi. Teşekkür ederim “Sevgili”:) Tepemizde gördüğümüz bir sürü leyleğe istinaden bu yıl popomuzun yer görmeyeceğini umud ediyorum. “Benim Liste“, artık “Bizim Liste”ye dönüşüyor. Bunu seviyorum.. Bir sonraki kaçamağımızı heyecanla bekliyorum:)

O Zamanlar..

Eskiden.. Çocukken ben.. O zamanlar en önemli şey hayatımda, ağaç tepelerinde piknik yapmaktı! Bakırköy, Ahu Sok. Ömür Saray Apt. bilmem kaç numaralı dairede oturduğumuz yıllar boyunca, en keyifli aktivitem, hemen karşımızdaki boş arsada tüm heybeti ile dikilen, birbiri içine geçmiş 2 incir ağacının yaprakları arasında sabahtan akşama kadar vakit geçirmekti:) 3 arkadaştık biz: Göknur, Jale ve ben. (Göknur’u tekrar buldum bu yıl, aradan geçen o 20 yılın sonunda:) Sabahleyin -tabi okul olmadığı zamanlarda- ailece yapılan kahvaltı sonrası, babamı kapıdan işe uğurladıktan hemen sonra elimde o günkü harçlığım ilk iş köşe bakkala koşturmak olurdu. O zamanlar market, alış-veriş merkezi kavramlarına haiz değildik malum. Her sokakta bir ufak bakkal olurdu. Bakkallarda satılan şeyler de haliyle kısıtlı. En sevdiğim menü Çamlıca gazozu, tuzlu kraker, birkaç tane Nestle parmak çikolata ve sürüsüyle sakızdı. Ciddi Soru: Nestle’nin o muhteşem tadı olan parmak uzunluğunda, renkli jelatinlere sarılı çikolatalarına ne oldu kuzum? Hayatımın tadıydı onlar. Mabel sakızları bile bulabiliyorken şimdi neden o çikolatalardan satılmıyor ki artık??

Menüyü hemen özenle anne kuşumun bana diktiği heybeye yerleştirir, bizim kızlarla buluşmaya incir ağaçları altına doğru seğirtirdim. Kızlar da geldikten sonra, çevik birer sincap edasıyla incir ağacının en tepesine kadar tırmanıverirdik. Hepimizin orada “özel” dalları vardı:) Popomuzun ve bacaklarımızın sığabildiği şekilde, neredeyse henüz üzerlerine kılıfları-kumaşları geçirilmemiş koltuk iskeletini andıran dal kombinasyonları! İşte sonrası film! Sabahın o saatinden akşamüstüne kadar biz 3 arkadaş o ağaçların tepesindeki yarı rahatsız, ama bize özel dal-koltukllarımızda yer-içer, dedikodu yapar hayaller kurardık:) O zamanlar çocuktum. Ömrümün hatırladığım en keyifli anlarını işte “o zamanlar”da yaşadım ben.

O zamanlar.. Eskiden yani.. En sevdiğim oyunlar yakan top, dokuztaş ve “araba plakalarından anlamSIZ cümleler kurmaca” oyunu idi! Apartmanımızın önündeki uzunca duvara dizilir, caddeden geçen arabaların plakalarından, anında, anlamSIZ cümleler kurardık bizim mahalledeki arkadaşlarımla. Plakadaki harflerle başlayan kelimeleri yanyana getirirdi sazı ilk eline alan. Sonraki plakadan da diğer arkadaşımız ilk cümleyi devam ettiren başka bir çümle söylerdi. Misal, AZ ilk plakamız olsun. Anlamlı cümlemiz: Amcamın Zeytin Fabrikasına gittim!! Sonraki plaka, KFG. Kel Fatmayı Gördüm! Bu, uzar gider, inanılmaz komik senaryolar çıkardı bunlardan: ((AZ) Amcamın Zeytin fabrikasına gittim, (KFG) Kel Fatmayı Gördüm. (HK) Hindi Kabardı, Kel fatmaya bağırdı, (AB) Amcam Bayıldı vs..) Bunu hızlı bir şekilde yapmamız gerektiğinden, bazen oluşturduğumuz cümlelere gülmekten arada geçen arabaları kaçırdığımız olurdu. Hatta hiç unutmam, duvardan düşenimiz bile olmuştu gülmekten:) Çocukluk işte!

O zamanlar televizyon çok sonra girmişti evimize. Hatırlıyorum geldiği geceyi: Yılbaşı akşamı. Babam ilk siyah-beyaz Thomson marka TV’mizi getirip kurduğunda evde bayram yapmıştık. Her yılbaşı birbirimize hediye verme geleneğimize istinaden -ki şimdi o gelenek bizim ailede kimsede kalmadı, ben hariç! Zira ben hala kendime hediye alıyorum yılbaşında- babamın hepimize armağanı olmuştu o dört köşeli kutu. İşte o ana dek, yine ömrü hayatımda beni en keyiflendiren bir aktiviteye de veda etmiştim: Cuma akşamüstü radyoda yayınlanan radyo tiyatrosuna eşlikçilik hadisem! Öğlenci olduğum zamanlarda cuma akşamüstleri koşturarak eve gelmeme neden olan yegane şey radyo tiyatrosuydu. Radyomuzun önünde yere kıvrılıp, annemin yancağızıma beni sevgiyle öperek bıraktığı süt-büskivi, ya da tost eşliğinde, hep seslerine hayran olduğum kişilerin canlandırdıkları karakterlerle iç dünyamda yarattığım o büyülü dekorda kaybolur giderdim. Hiç bitmesin isterdim. Televizyon gelince unutuldu eski radyomuz ve dahi heyecanla bekler olduğum radyo tiyatroları:( Çizgi filmler, cumartesiden cumartesiye, western film kuşakları podyumda hızla üst sıralara doğru ilerlemeye başladılar. İşte o andan sonra hiçbir şey eskisi gibi olamadı zaten! Hani, “masumiyetimize işte o an veda ettik” desem yeridir.

O zamanlar ben çok mutluydum. Çevremdeki herkesi de öyle sanırdım:) Bugün sabahleyin işe gelirken aklıma geldi tüm bunlar. Belki de devam ederim o zamanlardan hatırladığım anlarıma.. Arada hatırladığım, ama hiç unutmamam gereken detaylar bunlar. JTB’yi sevme nedenlerimden biri daha:)

Bu akşam “Sevgili” ile birlikte Ankara dışına çıkıyoruz. Uzun Haftasonu tatili aldım. Görmediğim yerleri görmeye, yeni insanlarla tanışmaya, güzel fotoğraflar çekmeye, otlu gözleme yiyip, meyve şarapları tatmaya, dinlenmeye gidiyorum ben. Dönünce paylaşabilmek üzere, süper bir hafta sonu geçirin:)