Aylık Arşiv: Ekim 2008

Ozlenenler…

My Friend Basak

Özledim teknemizi ben, hem de çok:(

*

Nasıl geçti bu hafta hiçbir fikrim yok, haftanın son gününe geldik bile. Yorulmaya, yorgun hissetmeye devam. Ama babamın da dediği gibi “Önemli olan zoru başarmaktır”dan sebep, zor bir şeyleri başarabiliyorum ben avuntusuna dönmeyi tercih etmeliyim sanırım bundan sonra. Hep sızlanmak olmuyor zira:) Ama insanız tabi keyifsiz, huysuz, huzursuz da oluyorum yorgunluğumun üzerine.Bu dönemde bana ilgi-alaka gösterip destek veren adama da çok teşekkür ediyorum. Belki yeterince söyleyemiyorum bunu ona.. Söz uçar yazı kalır değil mi ama:)

Our Yatch

İşte bu Yasemin Sultanımız. Teknemizdi. Öyle bir bağ kurmuşum ki 5 günde, sanırsınız benim teknem. Böyle çok daraldığımda canım hemen ona koşmak istiyor. Bir yıl bekleyecek olmak ne kötü! Olsun, hayal kurmama kim engel. Kendimi teknede Amalfi sahillerinde hayal ediyorum böyle zamanlarda. Positano’ya gidiyorum sonra.. Cinque Terre’e sonra.. Bunlar hep Brumendiuss yüzünden:)

Details From Yatch

Daha önce de bahsettiğim gibi çok ölçülü harcama yaptım bu ay ve kredi kartlarıma da hiç dokunmadım. Elde avuçta kalan bir miktar parayla da kartların mevcutlarını kapatmaya çalıştık. Ay başı gelsin diye dua ediyorum:) Şimdilik görünen bir iki ay içinde sadece nakit parayla yaşayan bir kadın haline gelebileceğim şeklinde. Bu defa kararlıyım çok. Kartlara güvenip güvenip derin sulara dalmak yok! Dışarı çıkma potansiyelimizi azalttık biraz. Hafta sonları çıkıyoruz sadece. Alış-verişe de çıkmadım hiç, sadece mutfak için.. Kıyafet, ayakkabı, çanta, çorap vs.. yok:) Bu tabi birkaç ay için böyle. Sonra yine kontrollü olmak kaydıyla istediğim vitrin önünde vakit geçirip içeri dalabilirim. Sanırım:)

Another Boat

İşte böyle. Anca vakit buldum da iki satır yazıyorum. Fotoğrafları yüklemiştim önceden, ama bir şeyler yazmak için hiç vaktim olmamıştı. Görünen o ki hafta sonu ders çalışmaya devam.. Belki TED’in maçına gideriz TOBB’da olacakmış.. Biraz yemek yaparız, biraz DVD seyrederiz. Arkadaşlarala kahve içeriz belki Köroğlu’ndaki o çok sevdiğimiz kahveci de: Kahve Keyfi. Kesinlikle tavsiye ederim, harika tatlıları ve çikolatalı föndüsü var:)

Bu aralar bir çikolata yiyorum, öyle böyle değil:) Tadı enfes, leziz, verdiği haz inanılmaz:) Hepinize çikolata tadında bir hafta sonu diliyorum o zaman. Kimbilir ne zaman görüşeceğiz bakalım. Özlenenlerin fotoğrafları ile başbaşa bırakıyorum bir süre sizi. Vaktim olduğu an yine buradayım.

**Sevgili Başak, bana modellik yaptığın için teşekkür ediyorum.**

Günler Geçerken Ekim’den Kasım’a..

Begonvilles

Bendeniz çok, ama çok yorgun hissediyorum kendimi bu aralar. Öyle böyle değil hemde. Normal şartlar altında – hatta kendimi bildim bileli – öyle yatakta keyif yapmalar, uzun saatler boyunca kalmalar falan bilmedim hiç ben. Hafta içi-hafta sonu farketmez, erkenden kalkar; günü yakalamak için güne erkenden başlamak gerektiğini savunurdum. Uykuda geçirdiğimiz zamana acırdım falan.. Gelin görün ki tatilden sonra tam tersi olmakta: Sabahları sürünerek işte olmam gereken saatten bir saat önce anca kalkabiliyorum. Evden çıkınca Sevgili‘nin işte olması tam 10 dakika sürerken (yürüyerek gidiyoruz hemde), benim işe ulaşmam en iyi ihtimalle 45-50 dakikayı buluyor. 20 dakika yürüyorum, sonra dolmuşa biniyorum. Ve tabi duştu, makyajdı, saç kurrutmaydı, kıyafet seçme ve akabinde giyinmeydi derken her gün geç kalıyorum işe! Duş almassam da uyanamıyorum:( Akşamları deseniz en iyi ihtimal ile saat 21.30’a doğru evde anca olabiliyorum. Birşeyler atıştır, iki çift laf et, bir şeyler oku falan oluyor saat geceyarısına yakın bir rakam! Bu ara “Leyla” modundayım yani. Sanırım yaşlanıyorum:( JTB ile yakın istişarelerde bulunamama sebebim de budur.

Ama bugün -yine- bazı kararlar aldım. O sebeple -yine- güzel bir begonvil fotoğrafı ile biraz laflayayım dedim sizlerle:) JTB’yi begonvilsiz düşünemiyorum. Her yazdan, her farklı kentden mutlaka bir begonvil fotoğrafı koyuyorum buraya:) Alınan kararlar hiç bitmiyor ne yazık ki.. Ne zaman hiçbir şey için karar vermem gerekmeyecek acaba çok merak ediyorum!

Dersler başladı, akabinde ödev konularımızı da aldık. Sınav tarihleri de belli oldu. Ben kaliteciyim diye kalite dersinde 2 ödev birden verildi bana! Tüm bu okul ve iş ikilisinin arasında, her kadının yaptığı şeyleri de yapıyorum tabi. Hafta sonları çamaşır yıkamak, o hiç sevilmeyen kışlıkların kaldırılıp, yazlıkların çıkarılması, yemek-mutfak temizliği vs.. gibi. Arada sporu ihmal etmeyelim, aman hava da ne güzel dışarıya mutlaka çıkıp, yürüyüş falan yapalım, akşamları birkaç kadeh içelim, müzik dinleyelim bir yerlerde… Hiçbir şeyden vazgeçemeyince de haliyle yorulup bitiveriyorum:(

Dalyan Turkey

Misal, Canım arkadaşım, güzel kadın Tolunay’ın doğum gününü kutladık 10 kadın Akdeniz Akdeniz‘de Cumartesi akşamı. Biz Sevgili ile de burayı pek seviyoruz. (Evimize 2 dk. 🙂 Biliyorsunuz bir zamanlar Balıkçıköy’den bahis edip dururdum, oldukça uzunca bir süre neredeyse haftada en az 2 gün oradaydık. Ama ne yazık ki çok nahoş, beni ve dostlarımı çok üzen bir durum meydana geldi birkaç ay önce:( Balıkçıköy’ün şen, neşeli, tonton, dedemden bile neredeyse bana daha yakın, aramızda farklı bir enerjinin var olduğu şefi, mekanın herşeyi Burhan Amca’mız vefat etti:( Dolayısıyla oraya gitmek artık hiç birimizin içinden gelmez oldu. Hatta ilk akşam elde rakılar hüngür hüngür ağlıyorduk bir doğum günü yemeği olması beklenen yemekte! Bu sebepten yeni bir mekan arayışından şanslı çıktık ve bu güzel, keyifli, eğlenceli, lezzetli menüsüyle bizden geçer not alan mekanı bulduk. Cuma ve Cumartesi akşamları canlı müzik var. Aslen dermatolog olduğunu öğrendiğimiz, hoş bir hekim hatun solist. Fransızcası harika, Edith Piaf’dan giriyor, Patricia’dan çıkıyor. Ardından Yunan müziklerini başarıyla icra ettikten sonra, programının ikinci yarısında Sezen Aksu, Candan Erçetin’den dolu dolu bir müzik ziyafeti sunuyor. Bu arada bizlerde hem sohbet-dedikodu yapıyor, hem de hangisinden yiyeceğimize bir türlü karar veremeyip hepsinden azar azarla oluşturduğumuz tabağımızdan küçük lokmalarla, rakımızı huşu içinde yudumluyoruz. Çok eğlendik tabi her zamanki gibi. Yalnız masadaki her kadından aldığım toplam iltifat sayısını bunca hayatımda hiçbir erkekten almadım desem! Zayıflığıma takıldılar çokca.. Hiç yemek yemediğimi sandılar, ama allahtan Ayşegül Sultan ve Tolu biliyorda nasıl yediğimi, anoreksik kadın damgası yemekten son dakikada kurtuldum:) 5. dublemi masaya koyduğumda saatlerimiz 23:30’u göstermekteydi, program bitti. Biz de daha azalan bir ekiple Dib Sahne‘de Anonim’i dinlemeye gittik. Pek güzeldi o da, dans ettik topuklularla, pek deşarj olduk. Üniversite yıllarımın, o zamanki A BaR’ımın en favori grubuydu Anonim. Hey gidi hey dedik..

Dalyan 1 Turkey

Cumartesi akşamı da canımız sıkılmıştı evde bir saate kadar. Gündüz acayip çalışıyoruz evde ikimiz. Tüm haftaya yetecek yemek yapıyoruz örneğin. İnsanın eşi, sevgilisi böyle mutfaktan falan anlayınca, hatta anlamakla kalmayıp siz mutfağa girdiğinizde işin bir ucundan da ben tutayım yorulmasın kadıncağız diye düşünüp elinde ne varsa bırakıp gelip 2 kap yemek de o pişiriyorsa.. Ben o zaman o adamı sevmem de ne yaparım:) Çok keyifli mutfak saatlerimiz. Bayılıyorum. Zaten yemek yapmayı severim, böyle olunca duble keyifli oluyorum. Akşamın bir körü hadi dedik, dışarı çıkalım biraz. Manhattan da eve yakın. Evin böyle her tarafa yakın olmasına da bayılıyorum ben:) Bonus Track çalıyormuş. Eh klavyeci ile basçı eski arkadaş Sevgili ile benim. Dedik tanıdıklar var, kafa dağıtmaya birebir yaptıkları müzik, eğlenceli. Çokda iyi yapmışız, eve geldiğimizde tabanlarım ağrıyordu dans etmekten gerçi. Diyorum ya ne yardan ne serden hesabı. Herşeyi yapacağım, her yerde olacağım, her işin altından kalkacağım ya. Acaba önceki yaşantımda Biyonik Kadın falan mıydım da, şimdilerde de öyle hala bir şeyler dürtüyorda o hissiyatla kendimi telef ediyorum?

Pazar günü sakindi ama allah için:) Uzunca zamandır gitmediğimiz Papazın Bağı’na gittik kahvaltıya, sonra paso evdeydik. Annem ve babamın Papazın Bağın’da nişanlılıklarında çekilmiş bir fotoğrafı var:) O kadar eski bir yer yani. Ama tabi ortam güzeldi de ben yine yurdum insanının terbiyesizliğinden, çevresindekilere saygısızlığından sinirlenecek bir şeyler bulmayı başardım: Kardeşim sabahın erken bir saati, kuş sesleri, su şırıltıları arasında semaverde çay, güzelce kahvaltı etmeye, huzura gelmişsin. Ne diye bas bas bağırarak konuşursun ki karşındaki kadınla sanki kadın 2 sokak yukarıdaki mahallede yaşıyor gibi! Ne huzur kaldı, ne keyif gelince bu iki gerzek. Bir aile kalktı gitti zaten. Yanlarında çocukları olmasına rağmen normal ses tonuyla konuşan, normal, terbiyeli bir aileydiler yazık. Ben zaten semaveri adamın kafasına geçirmeye ramak kala kalktık! Deli oluyorum saygısız, adapsız insanlara. Sanki çoğalıyorlar mı ne? Ya bunun çocuğu olursa? Bundan bir tane daha, düşünün.. Kabus!

Evet, çene nasıl düşüyormuş görüyorsunuz. Halbuki daha anlatacak bir sürü şeyim var. Misal; artık kredi kartı kullanmıyorum. Para biriktiriyorum. Evet ben:) Onuda bir sonrakinde anlatayım bari. Evet sonraki yazıda konum biraz bu olacak. Hayır evde tasarruf konulu dersi verecek biri değilim biliyorum, ama hiç olmayacakmış gibi gördüğüm bazı şeyleri nasıl yoluna koyduğumu ve durum sonrası şaşkınlığımı paylaşmak istiyorum müsadenizle. Şimdi gidip sunumuma çalışayım biraz. Yarın sabah Asistan Oryantasyon Programı için yıllardır gidip bir salonda asistanların bizatihi kendilerine anlattığım Hasta Güvenliği konulu dersi, oturarak ve kameralar karşısında anlatmam gerekecek de.. Teknolojiden yararlanıyoruz bizde artık. Asistanlarımızın zamanı yok oryantasyona gelmeye diye, CD’ler yapıp ellerine veriyoruz:) Umuyorum ki merak edipte bakarlar. Çünkü 1 hafta boyunca her gün en az 4 konuşmacı onlar için 2 saatlerini bu çekim işi neticesinde bir odada ışıklar, spotlar ve kameralar altında gergin geçirmekteler. Hadi bakalım görüşmek üzere. Bugün ne ile uğraşıyorsanız işleriniz hep yolunda gitsin:)

!#%!$%

Allah aşkına biri bana bu haberin sadece bir “ŞAKA”dan ibaret olduğunu söylesin!

Gerekçesi Toplum Gerçeğiymiş. Yesinler sizin gerçeğinizi! Acayip sinirliyim.

Dalyan, İlk Defa!

Dalyan 2 Turkey

Bu tatil, daha önce hiç görmediğim yerlerde bulunma fırsatı yaratmasından sebep benim için daha da anlamlı oldu. Keşfedilmemiş Cennet diyebileceğim Dalyan’a bu ilk gidişimdi. Başak’ın ayarlaması sonucunda 2 gecemizi de Dalyan’da geçirmeye karar vererek ve kendimizi oldukça kısa bir yolculuk sonrası Kano Otel‘de buluverdik. İşte izlenimler:

~ Otelimiz harikaydı. Toplam 11 odalı butik tarzda hizmet veren otel, Tolga Savacı ve eşi şeker Özlem hanım tarafından işletiliyor ve hemen Dalyan kanalının yanıbaşında. Özellikle akşamları tam karşısındaki 2500 yıllık muhteşem Kral Mezarlarının seyrine doyum olmuyordu. Sabah kahvaltıları da çok özenli ve çeşit açısından benim için yeterliydi. Otelimizi kesinlikle tavsiye ederim.

~ Benim en sevdiğim tarafı Dalyan’ın sazlıklarla çevrili kanalı oldu sanıyorum. Meşhur İz Tuzu Plajına ve daha birçok yere ulaşım küçük teknelerle yapılıyor. Çevreye özen göstermeye çalıştıkları belli gibi, zira güneş enerjisi ile çalışan tekneler vardı ortamda. Caretta Carettaları beslemeye götürüyorlar isterseniz sizi sabahın erken saatlerinde:)

Dalyan 3 Turkey

~ Her yer yabancı turistlerle, daha çok da İngilizlerle dolmuş taşmış vaziyetteydi. Yerleşen, bir çok mülk sahibi olan yabancıya rastladık çarşıda.

~ Kaunos Antik Şehri var Dalyan’da. Kıyıdan bindiğimiz tekneyle yaklaşık 20 dakikada ulaştık şehrin başladığı noktaya doğru yürüyeceğimiz patikaya. Kaunos 3 km. kadar içeride zira. Yarım günümüzü geçirdik orada. Görülmesi gereken yerlerden biri, ama ne yalan söyleyeyim Efes’ten sonra hiçbir yer beni kesmiyor!

~ Kalan günümüzü İz Tuzu Plajında tamamladık. Yaklaşık 6 km. olduğunu söylediler plajın, alabildiğine kum. Oraya da teknemizle ulaştık sazlıkların arasından kanalda ilerleyerek. Kaplumbağaların yumurtalarını bıraktıkları yermiş ayrıca İz Tuzu. Müthiş dalgalı bir denizi vardı. Afiyetle hamburgerlerimizi yedikten sonra attık kendimizi dalagaların içine, oynadık durduk uzunca bir süre. En son ne zaman, nerede bu kadar dalgalı bir denizde oyunlar oynayıp, atlayıp zıplamıştım hatırlamıyorum:) Yediğimiz herşeyi yarım saat içerisinde erittik sanırsam.

Kaunos Dalyan Turkey

~ Son gece akşam yemeğimizi Dalyan’ın meşhur restoranlarından biri olan Safran‘da yedik. Burası otelimizin hemen yanındaydı. Bahçeden restoranın bahçesi bir miktar görünüyordu. Orda yemeğe karar verdik ve rez. yaptırmadık, nasılsa görüyoruz burdan boş diye:) Dalmışız muhabbete, e hadi yemek yiyelim artık diye bir kalktık ki tıklım tıklım olmuş! Neyseki yan tarafta olduğumuz için bize servis yaptılar ve yemeğimizi otelimizin bahçesinde yedik. Mükellef bir sofra ve neredeyse yediğim en güzel steak unutulmazlar arasında. Biraz tuzlu bir yer fakat.

~ Yemekten sonra biz Sevgili ile Dalyan gecelerine akalım dedik diğer çiftlerimiz yatak yolunu tutarken:) Bir karaöke bara gittik önce. Fakat söyleyemedik, biz karar verene kadar karaöke saatini bitirdiler! Çok dans ettik ama, istek yaptık bol bol. Sevgili bana Franz Ferdinand’ın Take Me Out parçasını yolladı, ki en sevdiklerimden biridir:) Sonra orayı kapatıp bir motorcu abimizin işlettiği rock bara gittik. Orada artık sakinledik ve döndük otele saat 03:00 civarlarında.

Datca House

~ Küçücük bir yer Dalyan, ama bence çok huzurlu. Geceleri barlar sokağı edasında gümbür gümbür görmedik hiç, sakin bir yer. İlk gece sağanak yağmura yakalandık dışarıda yemek yerken. Ayakkabılarımı elime alıp, çıplak ayakla yürüdüm bütün Dalyan’ın merkezini:) Çıplak Ayaklı Kontes halimden vazgeçesim gelmedi hiç anlayacağınız.

2 günün sonunda, sabah kahvaltımızı yapıp vedalaştık arkadaşlarımızla. Onlar sonraki 1 haftalık bayram tatillerini geçirecekleri Kaş’a doğru yola çıkarken bizim rotamız kuzeye doğru şu şekildeydi: Önce Marmaris üzerinden Datça. Orada kalıp, bükleri gezecektik. Sonra feribotla Bodrum. Belki birkaç gece de orada kalıp, Kuşadası’na da uğrayarak ailemizin bulunduğu Seferihisar’da soluklanacaktık. Aynen böyle yaptık. Datça’da 2 gece kaldık, Eski Datça’da. Çok beğendim, çok güzel bir yerdi. Datça’da ise bir numara yoktu bence. Sadece Datça yolunda İnbükü ve sonrasında Kargı koylarını gezebildik. Diğerlerine vakit kalmadı:(

Feribotla yolculuk keyifliydi, Bodrum’u en son 1996’da mı ne görmüştüm!! Şaka gibi. Am bu gidişimde nedense bana çok güzel geldi. 1 gece kaldık Bodrum’da. Gündüz Gümbet’e gidip denize girdik, yayıldık, güneşlendik; akşam da Cafe Del Mar‘da sahilde, denize sıfır minderlerin üzerinde içkilerimizi yudumlarken güneşi Bodrum Kalesi’nin ardından batırdık. Sonra yemek için hemen burasının yanındaki bir balıkçıyı tercih ettik. Adını hatırlayamıyorum mekanın ne yazık ki, ama muhteşemdi yediklerimiz. Taş Plaktan nağmeler eşliğinde harika mezeler tattık. Ücret de çok makuldü. Sonrasında ise kendimizi bence Bodrum klasiği Körfez Bar‘a atarak deliler gibi eğlendik. Eskiden de severek gittiğimiz bir rock bardı Körfez, şimdi daha da güzel olmuş. Çalan tüm parçaların videoları bardaki ekranlardan beğeninize sunuluyordu.

Ertesi sabah tekrar yol. Kuşadasında bir yemek molası, ardından Seferihisar. Sonunda, bir ev. 4 gün de orada dinlendik. İzmir’e gidip geldik birkaç defa. Sevgili‘nin arkadaşları ile buluştuk Karşıyaka’da. Ben çok sevdim Karşıyaka’yı. En kısa zamanda yine gelecek ben diyerek, bir Cumartesi sabahı gayet güzel, ama parçalı bulutlu bir havada atladık motorumuza ve uzun konvoy oluşturmuş tatilcilerin arasından sıyrılarak akşam vakti evimize kavuştuk. Ne özlemişim. Tatil güzel tabi ki, ama hiçbir yer evimin yerini tutmuyor nedense!

İşte böyle bitti bir tatil daha. Şimdiden Kurban Bayramı’nı değerlendirmek için fikirler uçuşuyor kafamızda. Ama benim dersler, ödevler, sunular ve sınavlar arasında bu işin tüm sorumluluğunu Sevgilim‘e bırakmış olmamadan sebep bilemiyorum kesin destinasyonları. Süpriz olacak sanırsam:) Süprizler güzeldir.

“Işığını Arayan Tekne”de BİZ:)

Road to Marmaris Turkey

*Maceramızın başlığının isim annesi tatilimizin ilk yarısındaki takım arkadaşlarımdan Sevgili Başak’tır.*

19 Eylül Cuma gecesi ertesi sabaha karşı 01:00 civarlarında yatağı görebildik. Hazırlıklar tahminimizden uzun sürdü zira. 50 lt.lik bir çantaya sığmakla ilgili süper tecrübe edindim ama onu söyleyebilirim:) Ayakkabı, terlikler ve banyo-bakım malzemeleri için ayrı bir sırt çantası yaptık. 2’de uyku tulumu. İşte hazırdık!

Sabah saat 07:00’de motora eşyaları yüklemiş, km.yi sıfırlamış, kuşanmış, gayet hazır bir halde start verdik uzun yolculuğumuza serin, gri-mavi bir atmosfer içerisinde. İlk rotamız Ankara-Marmaris hattı. Endişeliydik yol boyunca. Çünkü Afyon sonrası, hatta Dinar’a kadar kocaman parçalı bulutlar ve rüzgar hep bizimleydi. Ödüm koptu yağmur yağacak diye, ama sanırım ya ben çok dua ettim ya siz, yağmura yakalanmadan vardık Marmaris’e akşamüstü saatlerinde. (Ankara-Polatlı üzerinden Afyon- Dinar-Denizli- Muğla ve Marmaris.)

Elimden geldiğince aşağıdaki haritada göstermeye çalıştım toplam yaptığımız yolu. Yani ilk rotamız ve sonrası, toplamında 1920 km.lik mesafeyi yaklaşık şu şekilde katettmişiz.) Evet. 1920 km.!! Bir önceki seyahati katladık anlayacağınız:)

Bike Route

Marmaris’e sağsalim ulaştık ve hemen geceleyeceğimiz otele yerleştik. Bir duş, ardından Marmarisin içinden limanına uzanan kısa bir yürüyüş ve en nihayetinde yemek yemek için bir durak seçip sandalyelerimize yerleşme faslı. İşte en sevdiğim an bu andı dostlarım. Benim ince belli uzun bardaktaki Tekirdağ ile buluşmam neticesinde anca kendime geldiğimi söyleyebilirm:) Yemeğe oturduğumuzda inceden yağmur yağmaya başlamıştı bile. Sanırım saat 23:00 civarlarında odamıza doğru yol alırken, yağmur da kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Hatta biraz ıslandık. Gece, özellikle sabaha karşı saatlerine kadar gök gürültülü sağnak şeklinde yağmur yağdı ve neredeyse Marmaris’i sel aldı! Hatta sabah kalktığımda yataktan ayaklarımı yere indirmemle ayaklarımın su içinde kalması bir oldu: Odanın ortasına kadar yağmur suları taşarak gelmişti balkondan:( Neyseki biz toparlanıp kahvaltıya inerken otel sahipleri odanın icabına bakıverdiler ivedi bir şekilde.)

Başak’ın telefonu ile onların da sabaha karşı Marmaris’e geldikleri ve hatta halihazırda teknemizde olduklarını öğrendik. Limanda teknemizi bulduk: Yasemin Sultan! Tekneyi gördüğümde oldukça şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Her ne kadar fotoğraflarını da görmüş olsam, teknemiz benim -ve diğerlerinin- beklentilerimizin hayli üzerindeydi! 2 direkli, 4 kamaralı, 28 mt.lik kocaman bir yelkenli.

6 KİŞİ Güzel güzel yerleşip, hızla alış-verişimizi yaptık. Zira anlaşmamıza göre içeceklerimizi kendimiz alacaktık. Tahmin edeceğiniz üzere benim gibi içmekten keyif alan bir takım arkadaşlar olunca yolculukta, haliyle yüklüce bir alkollü-alkolsüz içecek alışverişi yapıldı. Tekne sahibinin -takım arkadaşlarımızdan birinin arkadaşıydı kendisi- devamlı başımızda “Yok artık, içemezsiniz 4 günde bu kadar şeyi, yapmayın ya, almayın, kalır, yazık olur” serzenişlerine bir noktada aldırmaya başlama ihtiyacı hissederek durduk! Durduk durmasına da.. Tatilin 3. günü öğlen saatlerinde tekneden bira alış-verişine başlamıştık bile. Liste, ilgisini çekenler için şu şekildedir. İlgisini çekmeyenler 3 alt satırdan devam edebilirler:)

İçecek Listemiz: 8 şişe Kırmızı, 1 şişe Beyaz Şarap. 48 Büyük, 24 Küçük Bira, 2 şişe Yeni Rakı, 1 Büyük şişe Votka ve 1 şişe Viski. (Bunları akşamüstü güneşi batırıken içtik.) 24 Kutu Diet Kola ve Zero karışık. 12 Kutu Ice-Tea ve 4 Kutu Red-Bull. Su mu? Hatırlamıyorum, kolilerceydi.

Hava bize güzel yüzünü göstermeye, bulutların yavaştan dağılmaya başladığı an, saat 10:00 civarlarında limandan ayrılarak, hayatımın gerçekten en güzellerinden biri olacak o 5 günü geçirmeye doğru yola çıktık.

Marmaris Harbour

Yolculuk başladı, havanın da güzelleşmesi ile birlikte artan keyfimize keyif katıp, güvertedeki yaklaşık 15 kişi için tasarlanmış minderli bölüme yayılıverdik. Gezdiğimiz tüm koyların listesini Başak tutmuştu. Ondan aldığım şekliyle buraya iliştiriyorum:) 21 Eylül Marmaris-Arap Adası- Bozukkale, 22 Eylül Bozukkale-Oğlan boğuldu:)- Kızılada, 23 Eylül Kızılada-Söğüt ve 24 Eylül Söğüt-Serçe- Kumlubük (Akvaryum) Bence en güzel koy, en son geceyi geçirdiğimiz Akvaryum Koyu idi. Yemyeşil ağaçlar, inanılmaz renkteki deniz küçücük bir koyda buluşmuş ve ortaya muhteşem bir manzara çıkarmıştı. Buradan teknemizi fotoğraflama imkanı buldum. Onu da yazının ikinci yarısında ekleyeceğim.

Sabah kahvaltılarımız, öğlen ve akşam yemeklerimiz tamamen bir şölen havasında geçti. Ahçımız inanılmaz marifetli Murat Abi’ye tekrar teşekkür. Her öğünde en az 2-3 çeşit meze, bolca salata ve sıcak yemek, ızgara vs. oldu. Taze fasulyeden, kuru fasulyeye, Levrek ve Çupra ızgaralardan, et sotelere, kalamar tavalardan, makarnaya kadar inanılmaz çeşitlilikte sofralarla karşılaştık her defasında. Çanın çalmasını sabırsızlıkla bekler olduk. Turdaki arkadaşlarım umarım bu amiyane tabiri kullandığım için bana kızmazlar, ama bir nevi Pavlov’un Köpekleri gibiydik:) Turu tamamladıktan sonra Sevgilim‘le beraber biz tatilimizin ikinci yarısına devam etmek üzere başka rotalara doğru yola çıktık. Her defasında en zorlandığımız şey yemek seçmek oldu:) O kadar alışmışız ki çalan çanın neticesinde soluğu aldığımız sofrada bizim için hazırlanmış hazır yemekleri görmeye. Seçmek çok zor geldi sonradan:)

To Blue Voyage

2 gün naneliydi hava, ama 2 gün de günlük güneşlik. Güneşi bulunca bir miktar yanabilmek umuduyla güvertede yatıp kitap okuduk. Çok fazla denize girmedik ne yazık ki, çünkü deniz hakkaten soğuktu. Dışarı çıkınca da sürekli bir rüzgar. Sanıyorum bir gün dışında her gün günde 2 defa anca girebildim ben. Bir koyda, şnorkel ve gözlükle daldık teknenin yakınındaki kayalıkların arasına. Yıllar yıllar önce, ilk defa scuba dalışına gittiğimiz gündeki gibi gümüş renkli bir balık sürüsünün ortasına düştüm yine:) İnanılmazdı. Yüzlerce, binlerceydiler. Aralarında onlarla birlikte yüzdüm, öylece durup benim etrafımda dönüşlerini seyrettim. İlerisi buz mavi renkte, öte taraf lacivert. Anlatılamaz bir tecrübeydi:)

Gecelerimizi güvertede uyku tulumlarının içerisinde geçirdik. Kimsenin canı kabinlerde yatmak istemedi. ( Gerçi master bedroom’u biz bileğimizin hakkı ile kazanmıştık kağıt seçmece oyununda ama:) Sadece son gece sabaha karşı azıcık atırştırdı hava. Toparlanıp odalara geçtik, ama 10 dk. içinde dindi bitti ahmak ıslatan:) Süper keyifli yemeklere, sohbetlerimizle eşlik ettik. Birbirimizi en yalın hallerimizle fotoğrafladık hep:) Bol bol kitap okuyup, balık tutmaya çabaladık:) Birbirimizi daha iyi tanıdık. Güzel müzikler dinledik ve bence en önemlisi “huzur” bulduk.

Blue Sky

Teknede zaman o kadar güzel geçiyormuş ki bunu anladık. Hepimizinde ilk tekne turu tecrübesiydi bu tatil. O sebeple biraz da, normal 7 günlük bir tur yerine kısa olanını tercih etmiştik. Bundan sonra ise yaz tatillerimizin bir kısmında ne yapacağımıza karar verdik bile: İyi ihtimalle yine bu 6 kişi bir şekilde denk gelmeye çalışacağız ve bir yaz Göcek Koyları, bir yaz Datça Koyları, diğer bir yaz Gökova-Bodrum koyları şeklinde en az 3 yaz daha bu aktivitelere devam edeceğiz. Teknede olmak güzel, denizde olmak, özgürce yelken açmak güzel. Ama bir de ayakkabı-kıyafet zorunluluğu olmadan yaşamak da güzel:) Her daim Çıplak ayaklı kontes tadındaydık. Teknede ayakkabı yasak:) Üzerimizde en fazla bir uzun kollu ya da bir eşofman altı oldu ki, normalde tavsiye edilen dönemlerde mavi tura çıkıyorsanız eğer ihtiyacınız olan sadece mayo-bikininiz:) Biz serinleyen hava ile mücadele etmek durumda kaldık ne yazık ki. En iyi dönemin Ağustos’un son haftası ile Eylül’ün ilk haftası olduğu söylendi kaptanımız tarafından. Bence de en makulu. Biz sevgili Alev’in askerlik görevini tamamlamasını beklediğimiz için son haftalarına denk geldik Eylül’ün.

Mavi Tur kaptanımız Murat Abi, ahçımız Murat abi ve miçomuz sevimli İsmail:) Mavi tur takım üyeleri: Başak-Alev çifti, Güçlü-Özge çifti ve Sevgilimle ben:) Harika bir tecrübenin gerçekleşmesi sırasında o güzeller güzeli Yasemin Sultan Teknesinde Macera arayanlar.. Aradığını fazlasıyla bulanlar:)

*Bizim tur hakkında bilgiye ulaşabileceğiniz yer de şurası. Hatta ben fotoğrafını koyana kadar, Yatlarımız-4 Kabinli başlığı altından Yasemin Sultan’la önceden tanış olabilirsiniz:)

Mavi Tur sona erdiğinde, Marmaris Limanına geri döndüğümüzde yağmur yağmaya başladı tekrardan. Eşyalarımızı tekrar yüklenip bu defa hep birlikte ikinci durağımız DALYAN’a doğru yola koyulduk 25 Eylül Perşembe öğleden sonra saat 14:00 civarlarında. İşte bu da yolda fotoğraf molası için durduğumuzda fotoğrafladığım ulaşım aracımız:) Şimdi doğru Dalyan’a, hadi bakalım…

Our Bike