Aylık Arşiv: Kasım 2009

Kisa Bir Bayram Ozeti

 

Beypazarı Koylu Teyzeler

Hacettepe Universitesi Basketbol Takimi bu yil cok iddiali olarak 2. ligde karsilasmalara cikiyor. Cuma aksami Istanbul Buyuksehir Belediyesi’ni de yenerek ligdeki 6. galibiyetlerini aldilar.

Cumartesi gunu de Ankara’nin -ne yazik ki- 1. ligde yer alan tek takimi Turk Telekom, Oyak Renault’u 69-65 yendi.

TV alamadigimdan sebep-henuz- diger karsilasmalari takip edemedim. Ama basketbol hayatina bu anlamda geri donmek guzel yine de:)

 

Beypazarı

Persembe ve Cuma geceleri de disaridaydim. Yeni bir yer acilmis Ankara’da, orada vakit gecirdik; birkac arkadasa daha rastladik. Yalniz Ankara buzz oldugundan sebep ve ben de yine eskisi gibi donmaya basladigimdan sebep sanirim soguk kis gecelerinde ya disari cikmamayi tercih edecegim, ya da yeni yil ile birakmayi ciddi suretle dusundugum su lanet sigarayi icmeyecegim! Zira disarida sigara icilemiyor artik benim tarafimdan.

Cuma aksami Manhattan’da, dogum gunu aksamindan sonra, bayagi dans ettim. Birkac defa onceden dinledigim ama ayilip bayilmadigim Soul Project Grubu niyeyse iyi geldi bu defa. Ertesi sabah dizlerim agriyordu! Artik soguk havalardan mi, yoksa cok tepinmekten mi orasi mechul. Zira benim romatizmam var sanirdim ufakliktan beri. Ne zaman yagmur, kar yagacak olsa, ne zaman hava fena derecede bozacak olsa dizlerim agrirdi cunku.

 

Cumartesi gecesi Tolu’cumdaydik. Acayip guzel bir salatasi var hatunun. Israrim uzerine ondan yapti kocaman bir kase. Yanina Doluca KAV, super bir peynir tabagi ve birkac ufak miktarda meze. Gerci hala yemek yeme konusunda performans gosteremiyorum, ama midem gordukleri karsisinda mutlu oldu herhalde:) Beni hic uzmedi gecenin ilerleyen saatlerinde ve ertesi gun.

Annemin Elleri

Ertesi gun sabah erkenden kalkip, yillardir Ankara’da yasamama ve burnumun dibinde olmasina ragmen bir turlu gitmeyi basaramadigim Beypazari’na gittik. Soguyan ve arada hafiften yagmur atistiran havaya ragmen gezilecek gorulecek yerleri gorduk; tadilacak ne varsa midemizin kapasitesi olcusunde tattik ve alinacak ne varsa pazarindan mutfagimiza aldik:) Tabi anne faktoru sebebiyle benim hayatta aklima gelmeyecek salamura yaprak, tarhana, eriste gibi malzemelerden de bolca sebeplendik. Annem gunlerdir ben yokken dolma sariyor, kofte yapiyor, atabildigi kadar malzemeyi benim icin derin dondurucuya istifliyor:) Gittikten sonra annekusum sanirim derin dondurucudakiler, yani yeni yaprak eklemesiyle, bir 6 ay yetecektir bana:) Canim benim, birtanecik melegim:)

Beypazarı

 

Beypazari’nda Tas Mektep‘te kahvalti ve yemek islerini hallettik. Oldukca populer bir mekan oldugunu soyleyebilirim. Her daim 2 kati da full cekiyordu ve gruplarin biri gidip biri geliyordu. Servis olarak da o kalabaliga oranla hic fena degiller. Meshur Beypazari Guveci ve yaprak sarmasini denedik; bayildik! Gercekten.. Yani ben bayginlik gecirdim Ankara’ya dondukten sonra:) Bu ikisinin uzerine yedigimiz 80 katli ev baklavasi ise hic de fena degildi. 80 kat!

Yasayan Muze‘de ise sanirim birkac saat gecirdik. Burasi ilk ve tekmis Turkiye’de. Detayli bilgiyi linkten alabilirsiniz. Bize birkac saat gecirten ise icindeki etkinliklere bizzat dahil olmamizdi. Ebru calismasi, hat sanati, masalci ebeden masallar, golge oyunu, kursun dokturme, cocuklarla eski kulturel oyunlarla oyun gibi bircok aktivite vardi icerisinde. Cikarkende karanfilli ve kakuleli turk kahvemizi icip ayrildik muzeden.

İncik Boncuk

 

Olmazsa olmaz Beypazari Kurusu icinse yerli halktan birine bize onerebilecegi neresidir diye sorduk. Tadim dedi. Bizde iyi dedik ve eve donerken girdik Tadim’a Beypazari Kurusu almaya. Ama ne mumkun! Yanyana bir suru firin var, birtek burasinin icerisinde uzunca bir sira ve tezgahta hic Beypazari Kurusu.. Sansliymisiz ki 10 dk. sonra cikacakmis! Bir amca 2 saattir bizzat firinda kurularin pismesini bekledigini soyledi. Sabahtan beri gelip gelip gidiyor, ama bir turlu kuru almaya yetisemiyormus:) Neyseki biz aldik bir 15 dakika icinde. Hakkaten de inanilmaz taze ve lezzetliydiler. Gerci eve dondukten 2 saat sonra tadabildim kendisini.

Camasirlar

Evet, yine camasir fotosu:) Ne yapayim, seviyorum kapi onlerinde rengarenk camasirlari ben:) Her gittigim yerde de bulabiliyorum boyle goruntu hala..

Guzel bir yer Beypazari. 1 gun icerisinde her yerini gorebilmeniz mumkun. Insanlari cok sicak, esnafi gul yuzlu:) Devamli ikram var yalniz. Eger sizin de anneniz diabet hastasi ise kontrol edebilme gucunuze gore goturun derim:)

Iste boyle gecti yillardan sonra Ankara’da gecirdigim ilk bayram tatilim. Yakin zamanda seyahatim var yine is icin. Cok olmayi istedigim bir yer var, oraya gidelim diye dua ediyorum. Olunca soylerim:)

Daha cok fotograf paylasmaya calisacagim. Bu defa birkac sevimli cocuk ve bir guzel koylu kiziyla cekim yaptim. Bence guzeller, bakalim siz nasil bulacaksiniz.

Bugun sonuncu gunu olacak bayramin. Keyifle ve saglikla, en onemlisi sevdiklerinizle gecirin. Sevgiler:)

 

Kutlu Doğum Haftası.. Ve Yine Sınanan Ben..

 

Canan Birth Day

Kasım ayı bizim ofiste bir bayram havasında kutlanıyor. Zira 5 kişilik ofiste Natalie haricinde

herkesin doğum günü Kasım:)

Kemal, 18 Kasım.

Lale 20.

Ben, malum 21 Kasım.

Ve Canan. O’nunda doğum tarihi 24 Kasım:)

Hal böyle olunca “Kutlu Doğum Haftası” şeklinde adlandırıp bir sürü etkinlikle kutluyoruz doğum günlerini.. Kemal için ofiste pasta kesimi gerçekleştirmiştik. Lale’cim için de aynısını yaptık, fakat bir de süpriz yemeğe götürdük kendisini o hep merak ettiği Quick China‘ya. Bende özlemiştim süper oldu.

Derken C.tesi günü akşamüstü henüz boş haldeki evimi bastılar hatunlar:) Bütün gün sadece mesaj ve telefonla geçti. Akşam için arayan olmayacak herhalde diye bende eşofman moduna geçmiştim ki.. Bir anda 9 kadın eve doluştular ellerinde hediyelerle:) Harika hissettim, çok mutlu ettiler beni:) Sonra evdeki derli toplu tek yer olan gardropa yöneldiler ve kendi elleriyle seçtikleri kıyafetleri bana oracıkta giydirdiler. Daha sonrada beni 2007 yılındaki doğum günümü de kutladığım Meşrep‘e götürdüler. Annemle yaklaşık 22 yıl sonra ilk defa bir doğum günümde birlikteydik, bu da enteresan bir not olarak buraya düşüle!

Ben

 

Bitti sanıyorsanız, ı-ııh yanıldınız:) Salı akşamı Canan’ın doğum günü şerefine Balıkçıköy‘deydik uzun aradan sonra yine bir dolu kişi. Öğlen pasta kestiğimizden bahsetmiyorum artık. Hal böyle olunca eski kiloma geri mi dönüyorum dedim, ama halen 54’deyim. Olsun ama, ben mutluyum halimden:)

İlk sınavları hallettim master programında. Şimdi 2 ödev ve 2 final kaldı. Sonra? Sonra yüksek lisansı bitirmiş bir kadın oluyorum Ocak ayının ortalarına doğru. Bakalım hayat bana neler getirecek bu konuya ilişkin.

Bu arada ev boş dedim ya. Eşyalarımı seçtim, ama ne yazık ki teslim tarihi için 11 Aralık’ı uygun gördüler firmadakiler. Hal böyle olunca 3’lü hasır koltuğum ve 4 sandalyemden başka birşey yok salonda şu anda. Gerçi bu hali bile inanılmaz hoş ama. Evrene her gün dua ediyorum, eşyalarımı daha erken bir tarihte teslim ettirsin bana diye:)

Başka bir aksilik ise kiradaki evimle alakalı. Kiracı 1 senelik sözleşmeye rağmen 2. ayında çıkıp gidince ben yine eve kiracı arar buldum kendimi. Evrene ettiğim ikinci dua ise bunun üzerine.

Biliyorum.

Herşey şimdikinden de güzel olacak.

Sınanma aşamasında sakin kalmak, bolca dua etmek ve inanmak lazım.

Bir de dostlarla olmak. Belki arada bir miktar sessizlik. Bir de uğraşacak bir şeyler bulmak, derslerim gibi. Birşey diyeyim mi size, “Berraklaşan görüntüler şimdiden bana kendimi iyi hissettiriyor.”

 

~Yolun Yarısı~

Yas 35 Yolun Yarisi

~ Fotoğraflar arkadaşım Sevil Güçük tarafından çekildi~

*Ekim’in ortası yazmıştım bu yazıyı 35. yaşgünü postu olsun diye. Bir satırına bile dokunmadan yayınlıyorum şimdi birkaç küçük son dakika yorum eklemesiyle*

Bugün 35. yaşıma basmış bir kadın olacağım, -annemin hatırladığına göre- tam da akşamüstü 19:15 civarlarında. 35. yaşıma “Yolun Yarısı” konseptini uygun gördüm. Biraz da uzun zamandır açıp şiirlerini okumadığımı farkettiğim Cahit Sitki’ya jest olsun istedim. (Tesekkur Nalan:)

“Yaş 35. Yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün..”

Ömrümün 70 yıl olacağını varsayarak, evet bu akşam ben 35. yaş günümü kutlayacak ve ömrümün yarısına “elveda”, kalan yarısına ise “merhaba” diyeceğim.

Ben “elveda”ları o kadar kolay diyebilen biri olamadım yalnız! Ne geçmişteki kırgın aşklarıma, ne o artık kutu gibi evimden dışarı taşmaya başlayan eşyalarıma, ne upuzun rapunzel saçlarıma, ne beni çok yaralamış aileme, ne geride kalması hayırlı olacak her şeye kolay “elveda” diyemedim. Kaldı ki koskoca bir 35 yıldan söz ediyoruz burada.

Bir kuru “elveda”yı hak etmiyor neler yaşatmış olursa olsun bana 35 yıllık hayatım. Beni ben yaptı o yıllar:

Beni şımarık bir küçük kız çocuğundan olgun bir kadın yaptılar.

Sorumsuz, aklı fikri dışarılarda olan bir çocuktan sorumluluk sahibi, yemek yapan, babasına kardeşine; ileriki yıllarda anneannesine ve hayatına giren sevgililerine bakan anaç bir kadın yaptılar.

Hayatı bilmez, küçük bir çevrede yaşamaktan mutlu olduğunu sanan birinden meraklı, gitmeyi, görmeyi hedefleyen, öğreneceği birçok şey olduğunun düşüncesiyle farkındalığı artmış, hayat vermenin, iyi gelmenin, öğrendiklerini paylaşabilmenin, öğretebilmenin müthiş keyfine varabilen biri yaptılar.

Ağlamak için kuytu köşe arayan birinden, bağıra bağıra haykıran, acısını da mutluluğunu da dibine, ama tam dibine kadar yaşamayı bilen bir kadın yaptılar.

Beni “kadın” yaptı o yıllar. Kendini sevmeyi bilen, kendiyle gurur duyan, affedebilmeye çabalayan, içi hep umutla dolu, gelecek güzel günlere inanmayı bir yaşam biçimi haline getirmiş bir kadın yaptılar.

 

Yas 35 Yolun Yarisi

~ Fotoğraflar arkadaşım Sevil Güçük tarafından çekildi~

 

35 yılımı İstanbul-Bakırköy-Nişantaşı, Antalya, Ankara-Küçükesat ve Farabi Sokak’ta tamamladım. (Güleryüz’deyim şimdi:)

Ahmet Hamdi Tanpınar İlkokulu, İncirlik Ortaokulu, Nişantaşı Kız Lisesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde okudum. Minnesota Üniversitesinde 2,5 yıl okumaya çalıştım uzaktan da olsa. Atılım Üniversitesi’ndeyim, hala okuyorum:)

Tepe Grubu, Sarar Mağazacılık, Gilan Mücevher A.Ş. ve Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri’nde görev yaptım.

Lise son sınıfta ilk erkek arkadaşım oldu. Hala arkadaşım.

Üniversitede ikincisi. 4 yıl kaldı hayatımda. O da hala arkadaşım, arada merhabalaştığım.

Sonra o gidince bir süre gelen giden çok oldu. Kalmaya karar veren biri vardı, 2 yıl sonra “olmadı” dedik, ayrıldık.

O da gitmesi gerekenler listesinde yerini alınca ardından hayatımın en güzel ve kabus anılarını bana yaşatan biri çıka geldi. 4,5 yıl kaldı gel-gitleriyle.

Biriyle 6 ay denedim, ondan da birşey olmadı!

Şimdiki sevgilim ile tam 20 aydır biraradayız. (dık) İlk aydan beri aynı evi paylaşıyoruz. (duk) Aynı hayatı dolu dolu yaşıyoruz.. Çok güzel anlarımızda oluyor, çok sıkıntılı zamanlarımız da. Bu ilişki de beni “olgunlaştırdı” biraz daha. Öğretti bana aynı evde yaşamanın zorluklarını.

Ne aradığımı hep biliyordum ilişkilerimde ben. Sadece karşımdakinin de aynı duygularla dolu olmasını diledim. Beni sahiplensin, kollasin istedim. Bu defaki umarım öyledir. (?)

Annem, babam ve kardeşimle; yani çekirdek ailemle sanırım bir 14 yıl yaşadım. Sonra annem gitti kaldık 3 kişi. Hayatlarına yeni insanlar aldı annem ve babam. Bununla da kalmadı hayatlarına yeni bebekler kattılar. Annemden bir erkek kardeş ve bir “baba” daha, babamdan bir kız kardeş ve bir “anne” daha katıldı hayatıma yani. Herkesin deyimiyle “kocaman” bir aile olduk. O kadar kocamandı ki bu aile, 35 yıl boyunca “aile” kavramına bakış açım hep değişkenlik gösterecekti.

Önce sokakta saklambaç, lastik oynadım. Sonra okulda voleybol. Ağaçlara tırmandım, akşama kadar tepelerinde tünedim, kendime hayali bir hayat kurdum o ağaçların tepesinde. Lise dönemi son sınıfta sigara ile tanıştım, 18 yaşında içki içmeye başladım. Gece gezmelerine, konserlere gitmeye başladım; sinemanın dışında bir de tiyatronun varlığını öğrendim. Tenisle tanıştım, çok oynadım. Daldım, kayak öğrendim. Bir dönem six pack yaptım. Yazdım, fotoğraf çekmeye başladım. Aktif bir sosyal hayatım oldu. Yurt dışına tatile gitmeye başladım. Oralara gittikçe bu ülkede mutsuz olmaya başladım:(

Birey oldum. Sevdim, sevildim, nefret bile edildim:) Sahiden:) Kıskanıldım, ama hiç kıskanmadım. O duygunun bende hiç olmamasına ise hep şükrettim. Çok merhametli olamadım, acıma duygum da pek yok. Hataya tahammülüm çok az, ama yapılan hatalara karşı verilen tepkiler konusunda çok çalıştım. İyi bir yöneten, ama herşeyden önce lider olmak, takip edilen, arkasından nereye giderse gitsin gelinecek olan biri olmak için uğraştım.

Zengin olamadım:) Hayalim de değildi zaten. Sadece kimseye muhtaç olmadan hayatımı sürdürebilmek ve bir kenarda az da olsa bir birikime sahip olmak istiyordum. Her boş zamanımda oraya buraya gezmekten o birikim istediğim gibi olamadı, ama şu an itibariyle bana yeter. (Artık o da kalmadı ev kurunca:)

Arabam olsun çok istemiştim, olamadı. Ama “Ölmeden Önce Yapılacaklar” listemde bir sürü üzeri çizilmiş madde var. Artık zaten motosiklet kullanmak hedefinde olduğumdan araba ile hiç mi hiç ilgim yok!

Yazsam roman olacak. Yazabilsem. Keşke. Yazmak hayalimden de hiç vazgeçmeyeceğim. İkinci 35 yılda belki. Ne dersiniz?

..

Diyeceğim, o yıllara ne kadar teşekkür etsem azdır.

Yolun yarısındayım, öylece duruyorum. Geriye baktığımda uçsuz bucaksız, artık gittikçe kararan bir yol var. Önüme baktığımda ise aynı görüntü, ama daha parlak, daha aydınlık. Gelecekte beni nelerin beklediğini merak ediyorum. Kollarımı açtım gelecek 35 yılıma. Heyecanla ve çoşkuyla bekliyorum.

 

**Daha önceki yaşgünü yazılarım için buraya: 31, 32, 33, 34.**

 

Jewel

 

Ayna Ayna

Listen!

Do you hear it?

I do.

I can feel it.

I expect a miracle is coming.

It has set loose this retlessness inside of me.

Expect it.

Dream about it.

Give birth to it in your being.

Know! Something good is coming down the line.

Finding its way to you like all things find their way to god’s children.

Listen!

~ Poems by Jewel “A Night Without Armor

~Kutuphanem ile “ne okusam ki simdi?” diyerekten bakisirken yine Jewel’in Minnesota’da iken 1$’a satin aldigim siir kitabiyla goz goze geldik:) Bu kitabi acip okumayali uzun olmus.

Tekrar mi yazmaya baslamali ne?~

 

Here I Am ..

Love Angel

The wise man said just walk this way to the dawn of the light

The wind blow into your face as the years pass you by

Hear the voice from deep inside it’s call of your heart

Close your eyes and you will find passage out of the dark

Here I am will you send me an angel?

Here I am in the land of the morning star

The wise man said just find your place in the eye of the storm

Seek the roses along the way just beware of the thorns

The wise man said just raise your hand and reach out for the spell

Find the door to the promised land just belive in your self

Here I am will you send me an angel?

Here I am in the land of the morning star

..

Bol bol Scorpions dinliyorum.

Ve Cyndie Lauper. “At Last “albumu. Ve Rod Stewart’in “Great American Songbook” serisi. Ve Melody Gardot.. Ve Diana Krall.

Ders calisiyorum, sinavlarim var bu hafta. Konsantre olmak icin elimden geleni yapiyorum. Eski fotograflarin hepsini ve eski mesajlari, mailleri, guzel ne vardiysa onceki hayatima dair toplayip bir klasore kaldirdim. Baktikca icim aciyor, en iyisi goz onunden kaldirmak artik onlara bana uzak anilar olarak bakmaya baslayincaya dek.

Annem bana yemekler hazirliyor oluyor evime geldigimde aksamlari:) Zili calarak kapinin acilmasini beklemeyi seviyorum. Ama anahtarligimi her elime aldigimda icimden gulumsuyorum ucundan sallanan melekle goz goze gelecegim icin. (Sevgili Mr. TD yollamisti onu bana. Hatirlar mi acaba?) Evimin en sevdigim objelerinden birisi bu yukaridaki LOVE-ASK melegi:) Bir tane de JOYFULL-NESELI var. Karsilikli duruyorlar.

Kilo almayi halen basarabilmis degilim. 53’de sabitlendi! Gecen yila gore 10 kg. zayifim su anda. Sabah ise giderken giydigim pantolon dusmesin diye dua ettim yolda. Malum kemer takmayi sevmeyen bendenizin bir kemeri yok pantolonuna takacagi:) Anne yemeklerini zorla yemege calisiyorum. Ne bogazimdan geciyor ne mideme yerlesiyorlar rahatca. Vitamin aliyorum birde. Ona devam.

Bu Cumartesi yeni bir yasa girecegim, o en heyecanla bekledigim yasa: 35’e. Normalde buyuk bir parti yapacaktik ve son dogum gunu kutlamam olacakti 35. yasim. Vazgectik. Sadece annemin bana yeminler ettirerek yaninda bir turlu icirmedigi ickiden icip birkac kadeh, biraz dans etmeyi dusunuyorum birkac sevilen arkadasla birlikte. Evet, annem alkolik olacagimdan korktugu icin evdeki ickilere erisimim kisa bir sure icin yasaklanmis durumda:)

Butun bunlar olup biterken asil guzel haberi vermemisim buradan: Hala oluyorum ben:) Kardesim ve esi uzun zamandir ugras vermekteydiler bir bebek sahibi olabilmek icin. Tanri dualarini kabul etti, ugraslar sonuc verdi. Bebegimizin cinsiyeti belli degil, ama ben erkek olacak diyorum nedense. Saglikli, guzel bir bebek olacagi kesin. Ve ben ilk fotoğraflarini cekecegim Haziran-Temmuz gibi gelecek bebegimizin:)

Durum budur. Havalar buzz Ankara’da. En sevmedigim mevsimdeyiz. Bana hic iyi gelmiyor bu Kasim’lar. Bir yerlerde yazmistim hatirladiniz mi?

🙂

Kucakladim hepinizi.