Aylık Arşiv: Ocak 2010

İyi Ki Varlar!

Balikcikoyden
Hatun dostlar:)

Iyi ki varlar.

Enteresan bir sekilde blog dunyasindan tanistigim hic bir kadinla daha ilk dakikasinda kuramadigim bir iletisimim olmadi! Bu kadar mi ortak nokta, bu kadar mi gulunecek, paylasacak sey bulunur?

Cuma aksami Tarcinim, Duygucum, Cigdem ve Zeynep ile beraber balikcikoy’deydik:) Hepsinin ortak noktasi bendim, gurur duydum:) Hepsiyle tanisik olan bendim yani. 3 saat nasil gecti anlamadik. Gulduk, yedik, ictik, gozlerimiz doldu zaman zaman, anlatilan hikayelere “Bu cok tanidik nedense” dedik sikca:)

Balikcikoyden

Biz Balikcikoyde

Oradan ciktik benim favori klubume gittik birlikte: Ankara Jazz Klubune. Sibel’i ve Jazzip’i dinledik. Onlar da benim kadar mest oldular. Sali yine gidiyoruz mesela:)

Sibel

Blogumun yakinda 5. senesi olacak inanamiyorum. 5 senedir tum hayatimi buradan anlattim. Arada nostalji olsun diye girip arsive eski yazilarima bakiyorum. Arada benim bile unuttugum seyler var mesela, hatirlayinca gulumsedigim hala:) Ya da hatirlamak istemedigim! Ama iste gunluk tutmanin bedeli de bu!

Cumartesi gunu de yine bir suru kadin dostumla birlikte keyifli vakit gecirdim Sardunya Cafe’de. Hani daha once de bahsetmistim. Saat 13:00’de bir oturduk, ben arada gidip baska bir arkadasimla 2 saat vakit gecirdim, sonra dondum. Kalktigimizda saat 19:00’a geliyordu:) Basak’cim, sultanim, Nerzan.. Kaynastik, dertlestik, kadin olmanin tadina vardik bir defa daha:)

Cumartesi aksamini ise hos baska bir mekanda baska arkadaslarimla gecirdim. O mekana ilisikin reklam kokan yazimi ise hafta ici bulabilirsiniz burada:) Sevdim, gidiyorum; Ankara’da olupda lezzetli yemek isteyenler icin ayrica tavsiye ediyorum:)

Hava buzz gibiydi burada hafta sonu.

Bense yeni gelmis kisa inat, benim mevsimi bekliyorum arsiz cocuklar gibi: Bahar’i!

“Hayat kendini bulmakla alakalı değildir. Hayat kendini yaratmakla ilgilidir.”

 

Ahu ve Serdar Nisan

Buyuk adam Bernard Shaw soylemis bu lafi. Ne kadar da dogru!

Kendimi yaratmakla mesgul, yeniden “yaratilmama” yardim edenlerle mutlu mesut yasiyorum bu gunlerde:)

Guzel muzikler dinliyorum canli canli burada. Sali-Cuma’lari Harika bir kadin soyluyor, guzel mi guzel.. Sesi, muhtesem mi muhtesem.. Gruba ne desem bilemiyorum zaten. Hic abarti yapmiyorum dinleyince gorursunuz diyorum sadece:) Acilacagini ilanlarindan gordugum andan beridir gitmek istemistim. Araya, hayatimin altinin uzerine gelisi giriverince o da kaynayivermisti bir suru baska sey gibi! Sufi mesreplilerin bir bildigi varmis hakkaten. Alti, uzeri zannettigim yerden daha iyiymis hayatimin. Sadece gormemek icin gozlerimi kapamisim siki siki. Inandigim masallara siginmisim, yanilmisim!

Zararin dondugum kosesinden dumduz ilerliyorum bu gunlerde ben. Hem de ivmesi yukarilarda olmak suretiyle.

Iyiyim. Egleniyorum:) En cok eglendigim gunlerden bir tanesi de burada fotograflarini gordugunuz ciftle gecirdigim bir pazar gunuydu. Bu cift, bizim ofis arkadaslarimizdan Canan’in kiz kardesi ve mustakbel nisanlisi. Benden rica etmislerdi, elimden geleni yaparim dedim.

Cok zormus bu tarz fotograflar cekmek. Biliyorsunuz ben pek porte cekemiyorum. O konuda ustadi zaten biliyorsunuz:) 2 saatin sonunda ter icinde kalmistim. Gerci bir otelde, ic mekanda ve aksam saatlerinde yaptik cekimleri. Dolayisiyla da cok sicakti icerisi. Ama ciftimizi rahatlat, istedigin cekim pozisyonunda keyifli olmalarini sagla, isigini, vs. ayarla derken ben de bittim:) Birincisi RAW formatinda cekmem lazim artik, ki yapmiyorum inatla:( Ikincisi de coook calismam lazim daha. Zira bu guzel cocuklar Temmuz ayinda evlenecekler. Ve evet, dugun fotograflarini da ben cekecegim:)

Iste birkac foto size. Onlar begendiler tabi. 350 fotograftan ben sadece 20-25 tane guzel diyebilecegim fotograf buldum! Olacak. Zamanla, calismayla, pratikle o da olacak. Hic kasmiyorum kendimi. Super planlarim var yine:)

Ahu ve Serdar Nisan

 

~

Ahu ve Serdar Nisan
~

Ahu ve Serdar Nisan
~

 

Ahu ve Serdar Nisan

Cumartesi gunu kiymetlim Robert’im Downey Jr.’im ve Jude Law’in bence pek de guzel isler becerdikleri Sherlock Holmes filmini izledim. Kurgusu, cekim teknigi ile tamamen yonetmenini ele veren bir filmdi: Guy Ritchie’yi yani. Seyredin derim. Goruntulere ozellikle bayildim. Bir de tabi Sherlock’a:)) Iyi calismis, harika bir vucut yapmis Robert Downey Jr. Ikide siz takdir edin, yaziktir:)

Bu sarkiya takildim, donup donup dinliyorum.

Biz

Havalar buzz oldu Ankara’da. Cumartesi sabahi sonunda o hasretle! beklenen kar yagdi. Ama yagmasi ile kaybolmasi bir oldu:( Oglen saatlerinde yagmur saganaga donunce ortalik les gibi oldugu ile kaldi!

Olsun dedik, dertlenmedik. Harika peynirlerle tabagimizda rakinin yaninda, sicacik evde bir film daha izledik:) Tenis maclarindan yakalayabildiklerim oldu, ama daha cok basketbol gunu yaptim bu hafta sonunu ben. Seyredilmeyen mac birakmadik!

Arada teyzosum geldi Belcika’dan, damadi Guy ile. Bende kaldilar 2 aksam. Bir aksam onlari Balikcikoy’e, bir aksam da MaKKarna‘ya goturdum:) Balikcikoy’de halimiz komikti: Teyzosumla damadi Fransizca konusuyorlar. Ben Guy ile Ingilizce, teyzosumla Turkce:) Bir ara herkes icince dilleri unuttu, teyzos bana donup Fransizca anlatmaya, ben Guy’e Turkce aciklama yapmaya calistim:) Bunca yil sonra hala Fransizca anladigima sevidim ve az kaldi gidip Fransiz Kultur’e yeniden yazilmaya karar vermistim ki birileri durttu ben, kendime geldim:) Bu yilki 16 maddenin icinde yok kendisi, bosuna basimiza is almayalim diyerekten:)

Bu aralar iste cok yogunlastim:) ‘Harika bu degil mi?” dedikce ben, millet bana anlamsiz gozlerle bakiyor.. Yogun isi var diye sevinen bir ben miyim? Iyi oluyor gayetten, kafamda sadece is oluyor mesai saatinde, isten sonra da kendime ve yanimdakilere zaman ayiriyorum salim kafayla.

Bu hafta yine cook yogun olacak. Batman’dan misafirimiz var. Izmir’den de. Birer aksami kendilerine, kalanini bizzat kendime ayiracagim:) Okunmayi bekleyen bir kitabim, yazilmayi bekleyen bir yazim, dinlenmeyi bekleyen muziklerim, eslik edecegim bir grup, aranacak dostlarim, gidilecek yerlerim ve yeni yeni bir suru seyler var hayatimda zira.

Sevgiyle kalin, kendinizi kucaklayin sabahlari:) Ben 2010’a girerken gece saat tam 00:00’da bunu yaptim aynen. Kendimi yaratmaya o gece, o dakika baslamisim da haberim yokmus meger:) Deneyin gorusuruz:)

 

Bugunlerde..

 

Woman in the Mirror

Ne mi yapmaktayim?

Bir bakalim:)

~ Mezun oldum sonunda! Son final sinavima Cuma aksami girdim, ve MHA Master diplomasini almaya hak kazandim. Artik Uzmanim ben:))

~ Kutlamalar surmekte hala. Cuma aksami kizlarla fena dagittik! Ne eglendik yarabbim:) Ne dans ettik:) Ne dedikodu yaptik:)

~ Cumartesi aksami harika bir gece gecirdim:) Oyle iste, guzeldi:) Sarap vardi cokca, capirinha vardi, harika konser DVD’leri vardi. Muzik ve icki zaten yetmez mi harika bir gece icin?

~ Fotograf cekimi yaptim nisanlanan bir cift icin. Cok guzel seyler cikti ortaya. Duzenleyince birkacini paylasacagim:)

~ Candan Ercetin’in yeni albumunden bir sarki buldum kendime.

Kendisi burada, sozleri asagida.

Boyle iste. Az yemek, cok alkol (anne kusum kizma lutfen:))

Bir guzelim bir de bu aralar. 2010 guzel gelecekti, hissetmistim. So far so good diyoruz. Daha iyisi kimin olsun? Bildiniz:) Operim:)

Yoldan çıkmak güzeldir
Çok konuşanlara inat
Belki biraz sır tutarak
Belki biraz da korkarak
Doğru kimin doğrusu
Yol dedikleri hangisi
Konuşanlar mükemmel mi
Onlar masum mu
Yoldan çıkmak güzeldir
Şöyle herkesten gizli
Belki biraz sessizce
Belki biraz da çekingen
Ama daha çok gururlu
Bunu yapabildiğin için
Kimseye kulak asmadan
Mutlu olduğun için
Farkında değil hiç kimse
Bu yaşayanın hayatı
Aslında yok kimsenin kimseye söyleyecek lafı
Kendi yanlışlığından ve zalimliğinden
Herkes yargılıyor başkasının hayatını
Yoldan çıkmış diyorlar
Doğru bulmuyorlar
Küçücük mutluluklara engel oluyorlar
Doğru kimin doğrusu
Yol dedikleri hangisi
Konuşanlar mükemmel mi
Onlar masum mu
Yoldan çıkmış diyorlar
Durmadan konuşuyorlar
Kendi yaptıklarını örtbas ediyorlar
Mutluluk herkesin hakkı
Yok ki bunun günahı
Şu hayat neye yarar
Çıkmayacaksa tadı
Farkında değil hiç kimse
Bu yaşayanın hayatı
Aslında yok kimsenin kimseye söyleyecek lafı
Kendi yanlışlığından ve zalimliğinden
Herkes yargılıyor başkasının hayatını

Smile:) Der Bitiririm!

Venice

~ Eski zaman klasörlerine bakıp bulduklarımdan. Bulup da beni gülümsetenlerden:) ~

Hava o kadar enteresan ki son 2 gündür, ve böyle devam edecekmiş ki hafta sonu, dedim mis gibi kokan bu bahar havasına yakışan bir fotoğraf koysam. Hem de neredeyse kışın ortasında! Venedik’ten. Ne bayılmıştım ben Venedik’e. Kesinlikle bir defa daha, ama daha uzun kalmak için geleceğim İtalya’ya demiştim. O zaman uğrak noktalarımdan biri de Venedik olacaktı, yeniden, bir geceden kesinlikle fazla olmak koşuluyla hem de:)

*

Ben bu hafta çok sevindirici haberler aldım biliyorsunuz. Sonra bu hafta sonuna bir iş seyahatim olacaktı Antalya’ya. Belki iki ara bir dere bizimkilerle de görüşebilecektik. Ama plan gerçekleşemedi! Hafta sonu için Ankara’da kaldım! Ne yapmalı derken, cevap “şak” diye buluverdi beni:) Eğer. Eğer bu hafta sonunu verimli geçirebilir ve haftaya Cumartesi bir sınavı geçersem 2010 listem için ikinci maddenin üzerini çizeceğiz demektir. Yüksek lisans final sınavlarımı halledince de zaten (Önümüzdeki Salı ve Cuma), listenin ilk maddesinin üzeri de çizilecek:)

16’da 2 gidince de zaten bunlara bağlı diğerleri çorap söküğü gibi geliverecek:)

*

Son 2 akşamdır evdeki şarap stoğuna yönelik çalışıyorum yakın dostlarımla:) Benim için şarabın yanına en keyif veren şey hep özenli hazırlanmış, süslenmiş, yanında krakerleri, bir kıyısında siyah üzümleri, bademleri, cevizleri ile koskocaman bir peynir tabağı oluyor. (Eğer bir restoda isem ve kırk yılın başı bir güzel et yiyorsam da şarap tercih ediyorum.) Peynir tabağımız, Kalecik Karası şarabımız dün akşam sevgili Başak‘la beraberdik. Bu akşamsa Syrahşarabımız ve düne alternatif peynir tabağımız ile Natali ve Tolu ile birlikte olacağız bende. Anlayacağınız klasik bir Cuma gecesi.

*

Hafta sonu ise şu “şak” diye beni buluveren şeyden sonra pek muhtemel Tunalı’da “Kahve bahane” organizasyonunda sevgili Esen’cimle birlikte olmayı planladık. Tabi ki basketbol maçlarım var seyredilecek. Basketbol demişken.. Yani bundan bahsetmezsem hakkaten içimde kalacak: Fenerbahçe Basketbol Takımının Euroleague’de Çarşamba gecesi İtalya’nın Montepaschi Siena takımına 43 sayı farkla yenildiği maçı görmeniz lazımdı! Yok, yani görmemek lazımdı, görmediyseniz, seyretmediyseniz ne mutlu size. Zira biz deli olduk. Koca Euroleague maçındasın, koca (göya!) Fenerbahçesin ve olana bakın! Gerçi ben Fenerbahçe’den değil, ama Tanyeviç’den haz etmiyorum zerre kadar. Bu fena yenilgi üzerine nasıl dönecek TR’ye ve takımın başında kalacak birşey olmamış gibi dedik. Ben sıkıldım hakkaten bu adamdan, hem Milli Takımın da başında o var:(

-Benim basketbol sevgim ve ilgim çok muhterem rahmetli Aydan Siyavuş’a dayanır. Efes Pilsen’i şampiyon yaptığı yıl 10 yaşındaydım! Sonra Aydın Örs geldi tabi. Cellalendiğim zaman ise basketbol konusunda, üniversite yıllarım, yıl 96 galiba, Koraç Kupasını kazanmıştı Efes ile Aydın Örs. Bir de ilgimin nedenleri arasında Ufuk Sarıca vardı ki, evlendiğinde çok bozulmuştum:)-

Diğer maçlarda da Telekom, eh lütfen yendi; Efes Pilsen Olympiacos’a yenildi! TV’mi biran önce edinmem lazım. Her akşam maç var, göçebe şeklindeyim:) Ama söylemiş miydim bilmiyorum şanslı bir kadın olduğumu, benim gönlü kocaman ve beni seven bir sürü dostum da var diye:)

*

Her sabah gülümseyerek uyanmaya, her gece teşekkür ederek yatmaya devam ediyorum. Kendi kendime beni gülümseten şeyler düşündüğümde modumun anında nasıl değiştiğine inanamazsınız! Hani yaşlanıyorum ya göz kenarlarımdaki o zilyon tane kırışıklıkla ben gülümsediğimde, kalbim de kocaman büyüyor aynı zamanda içimde. İçimden taşacak, pırr diye uçup gidecek sanıyorum. Gitmiyor:)

Kanat çırptıkça beni daha heyecanlı,

daha hayata bağlı,

daha mutlu,

daha minnetkar,

daha “güzel”,

daha daha daha … bir kadın yapıyor:)

Daha affedici mi?

Yok, henüz affetme aşamasına geçemedim. Onu da yaptım mı ereceğim zaten, sonraki aşama budur:)

Affetmenin bazen elimde tutabileceğim bir “meta” olmasını istiyorum. Elimde, avucumda tuttuğum “bir şey”. Öylece duruyim avuçlarımda “affetme” güdüm ile. Sonra da en mutlu olduğum anlardan birinde, hatta ilkinde “ammannn” diyerekten avuçlarımı açıvereyim gökyüzüne, toğrağa, denize, dağa, bayıra, vs.. nerdeysem ve serbest kalsın o güdüm istiyorum. Sonra ben memnun, “affedilen” memnun önümüzdeki maçlara bakalım istiyorum:)

O da olacak elbet. Hissediyorum. Ama ben bu aşamalardan geçerken, büyürken yani, Sezar’ın hakkını Sezar’a, benimkini kendime verirken, acaba hala aynı yerde sayıyorsa “affedilemeyen” diyorum, ben “affetsem” ne yazacak? O kendini affedemedikten sonra!

İyi hafta sonları güzel okuyucularım:)

Güzel bir şiirimsi size benden. Hadi hep birlikte “SMILE”:)

“A smile costs nothing, but gives you much.

It enriches those who receive, without making poorer those who give.

It takes just a moment, but the memory of it sometimes lasts forever.

..

A smile creates happiness in the home, fosters good will in business, and the countersign of friendship.

It brings rest to the weary, cheer to the discouraged, sunshine to the sad, and is nature’s best antidote for trouble.

..

Some people are too tired to give you a smile.

Give them one of yours, as none needs a smile so much as he who has no more to give”

by Rabbi Samson Raphael Hirsch

*

Bir de bu yazı gülümsetti beni giderayak. Hani şimdiden umutlanmak için nedenim ve gerçekleştirebilmek için motivasyonum olsun diye not düşüyorum buraya da:)

Bir Guzel Haber ve Yanilsama!

 

Kardesim

Benim ufakligim pek kiymetlidir benim icin. Canimdir, kanimdir, kucuk kardesimdir hala! Gerci 31 mi oldu ne??

3 kusur yildir evlidir Nazo’yla:) 3 kusur yildir da bebek isterlerdi hasretle.. Tanri seslerini duydu sonunda. Mutlu, sevgi dolu, kucucuk yuvalarina bir bebek ihsan eyledi. Ve o bebegin – her ne kadar ben erkek olacak diye inatla soylediysem de -saniyorum ki ben-bizzat-kendim hep bir bebegim olursa erkek olsun lutfen diye cigirmamdan sebep- bu aksam ustu saatlerinde minnacik bir kiz bebesi oldugunu ogrendik:)*yanilsama budur!*

Kiz halasi oluyorum:) Minik kusumuz daha gelmeden, daha o minnacik yuzunu gormeden beni ne kadar heyecanlandirdi anlatamam.

Annekusum haberi verdi, aglamaktan konusamiyordu, kotu oldum:(

Nazo’m haberi verdi sesi mutluluktan kisilmis, kotu oldum:(

Ufaklik ayri haber verdi, “bebisim kiz olacakmis, kiz babasi oluyorum” diye daha da kotu oldum:(

Mutlu oldum ama. Hani kotu oldum derken yanlis anlasilmasin. Boyle hani bazen hem mutluluk, hem burukluk, hem bir suru sey hissedersiniz ya, iste ondan oldu bana da. Ufakligimin baba olduguna mi, hala damgasi yedigime mi, onlardan uzakta olduguma mi yanayim bilemedim. Oyle iste cok karistim ben bu aksam.

Eve geldim, balik almistim evde yapmak icin. Dedim ki “Iste simdi icmeyeceksin de ne zaman iceceksin be kuzum?” dedim. Baligi firina, rakiyi kadehime koydum, bir keyiflendim. Kah gozlerim doldu, kah bildigin agladim, kah guldum..

Mac seyrediyorum bir taraftan “Super, iste boyle, aslanlarim” diyorum heyecanla, sonra akabinde agliyorum salak gibi!!

Oyle boyle 3. kadehi devirdim, yazimi yaziyorum. Simdi dua edecegim tanri’ma dileklerini yerine getirme yuceligi gosterdigi icin kuzularimin. Sonra yine her gece yaptigim gibi 1 Kasimdan beri kendime ve sevdiklerime dua edecegim, ve sanirim sizip uyuyacagim:)

Minik kusumun hayatta gordugu en iyi kan bagina sahip yaratik olacagim.

En sevdigi -ve el mahkum tek- halasi olacagim.

O’nu herkesden ve herseyden korumak icin gucumun yettigi kadar yaninda olacagim.

Ben hala oluyorum ya, oyle bir duygusallastim, costum iste. Mazur goruverin bu ara:)

**Kucagima alabilecek miyim acaba? Ben bebekleri kucagima almaktan cok korkarim zira!**

Yayyyyyyy:)