Aylık Arşiv: Temmuz 2010

Öğreti

Martılar

“Sahip olduğun her şeyin kıymetini bil” dedi bana.

“Hiçbir şeye sahip değilim ki” dedim ben de cevaben.

~

“Sahip olmak” kelime dizisi olarak bile kötü duruyor.

Eğreti.

Yakışmıyor ağzımıza söylerken bile. Bir ufak tutam öfke, bir minik doz hırs, bir ölçek kendini beğenmişlik, yarım gram acı tat, yarım gram bağımlılık tozu içeriyor sanki. Yani ben ölçü verecek olsam anca bunları derdim herhalde!

Sahip olduğunu sandığın her şeyi kaybedebilme riskin yok mu hem?

“Yeni bir eve sahibim artık.”

*Pifff*

Bir deprem, bir sel, bir yangın, bir kötü bitmiş ipotek davası.. Artık senin olmaktan çıkmaz mı o ev?

“Harika bir eşe sahibim şimdi.”

*Pifff*

Bir ayrılık, bir ölüm, bir kayıp.. Bırakıp giderse seni zamansız bir şekilde..

“Bu, şu ve o ideallere,fikirlere, davranışlara sahibim ben mesela.”

*Pifff*

İnsanız.

Değişiyoruz her birimiz. Yalan mı? Bir zamanki bu idealler, şu fikirler ya da o davranışlardan eser kalmayabilmiyor mu sanki?

Sahip olduğumuzu sandığımız her şeyi bir gün bırakabilir, kaybedebilir, hatırlamak bile istemeyebiliriz.

Uknowiamflying

~

“Hep bir şeylere sahip olmak değil mi derdimiz bu yaşamda?” dedi bana.

“Benim derdim iz bırakmaktır anca” dedim ben de cevaben.

~

Sahip olmaya değil, iz bırakmaya niyetliyim ben çünkü.

Sevdiğim, tanıdığım, hayatıma kattığım, hayatımdan çıkardığım, bir dokunup geçip gittiğim, öğretmenim olan, öğretmeni olduğum kimselerin yaşamlarında;

Uğraş verdiğim işlerde, kurmaya çalıştığım düzende, boyamaya niyetlendiğim sayfalarda, evimde, evinde, hayatta “iyi” izler bırakmaya niyetliyim ben.

İz bırakmak güzeldir.

Asıldır. Hatırlanandır. En yüce duyguları ortaya çıkarandır.

İncitmemek ve “iyi” izler bırakmak.

Bir de farkında olmak.

O da müthiş bir bilgelik, bir üst kademeye geçiş biletidir. Kolay kolay “olunmaz” yalnız, oraya varmak için bir sürü yaşanan şey olmalı, karşılaştırmalı hikaye görmeli insan, okumalı çokca, bazı sinirlerini aldırmış olmalı ve hayatı çok ciddiye alarak da kendini paralamamalı. Tecrübeyle alınacak bir bilettir o.

Ben birde bunlara değer katmayı eklemek istiyorum müsadenizle.

~

Hiçliğin sesini dinliyorum ya hani bir süredir.

Kendi iç dünyamda “arpacı kumrusu” şeklinde tabir edilen bir düşünce şekliyle değil de; aksine “hiçliğin sesiyle büyülenmiş” bir şekilde dinleniyorken ben içinde iz bırakmak, değer katmak ve farkında olmanın yer aldığı hayallerde mırıl mırıl gülümserken buluyorum kendimi.

Mırıl mırıl nasıl mı gülümsenir? Onu da yazarım bir ara:)

~Hiç~

Gözlerimi kapatıp derin düşüncelere daldığımı sanıyorlar. Yanılıyorlar.

Hiç bir şey düşünmüyorum.

Sadece gözlerimi kapatıyorum yavaşça. Oturduğum şezlongu iyice yatırıyorum geriye doğru. Neredeyse yatar pozisyonda. Çıt çıkmayan mahallemde, arada bir burnuma gelen mis kokulu kırmızı orman meyveli mumlarımın kokusu eşliğinde..

Dinliyorum.

Hiçliği.

..

Meğerse ne güzelmiş!

*İstanbul*

Bosphorous

*Fotoğraf HTC HD2 ile çekilmiş, tarafımdan editlenmiştir.*

“Uzundur uzak kalmanın acısını çıkartıyorum son zamanlarda senden Sevgili İstanbul. Zira oldukça sık seyahat ettim kucağına, bağrına:)

Sana her gelişim mutlulukla, heyecanla oldu. Son 2 aydır sanırım 4-5 defa buluştuk seninle. Seninle kucaklaştığımın ertesinde bir de araya şimdiye kadar hiç gitmediğim Bursa’yı bile sıkıştırmayı başardım. Hem de 2 defa!

Feribota bindim, yeni bir mekan keşfettim. Orada farklı bir hoşluk yaşıyorum her gittiğimde. Eğleniyorum çok. Yorucu, ama bir o kadar da keyifli oluyor bu seyahatlerim Bursa’ya senden sonra.

Hep sevdiğim, olmaktan memnuniyet duyduğum semtlerinde dolaştım yine içinde barındırdığın: Bebek sahilinde sabah yürüyüşleri yaptım. Ortaköy’de incik-boncuk pazarında dolaştım. Taksim’de Tünel’de keyfe keder rakı içtim, sohbetler ettim. Fazla bilmediğim Kadıköy’e bile gittim bu son defa mesela. Gümüşçülerde dolaştım, küpeler aldım kendime. Sonra Barlar Sokağında oturup midye tava eşliğinde 2 kocaman bardak buzz birayı hüplettim sıcak ve nemli akşam üstü saatlerinden birinde.

Little Manhattan

*Fotoğraf HTC HD2 ile çekilmiş, tarafımdan editlenmiştir.*

Vapura bindim:) Senin kucağına yolculuklarım hep bir vapur seyahatiyle pekişiyor Sevgili İstanbul. Nedendir bilinmez, çoğu İstanbullunun kafasını kaldırıp bakmadığı boğazda bir yakadan diğerine geçmek için sabırsızlıkla atıyorum kendimi bir vapur iskelesine. Martılar yine eşlikçim oluyor. Bense artık siluetini yavaş yavaş Manhattan’a benzetmeye başladığın yakaya doğru yarı hüzün yarı huzurla bakıyorum, dalıyorum.

En yakın dostumu ziyaret ettim sonunda yeni evinde, yeni hayatında:) Kendine yıllar sonra kurduğu küçük ve düzenli yuvasının ona beklediği, istediği, hak ettiği huzuru ve mutluluğu getirmesini diledim en içimden, en samimi hislerimle. Elleriyle hazırladığı leziz mi leziz irmik tatlısını -sıvı diyetinde olmama rağmen- yedim gitti vallahi azıcık suçluluk duygusuyla karışık:)

Mosque

*Fotoğraf HTC HD2 ile çekilmiş, tarafımdan editlenmiştir.*

Bilmem ki ne diyebilirim sana?

Hani belki de yıllar yıllar sonra.. Sen.. Ben.. “

Nereden Başlasam..

From Boat

**Dalış Teknemiz İssis’ten. Soldaki havlular bizim:) IPhone Hipstamatic ile çekilmiştir.**

Geçtiğimiz hafta sonunu Bodrum’da geçirdim.

Sıcaktı.

Hem de çok sıcak!

Korunmama, bacaklarımı yedek havluyla örtmeme rağmen gölgede yandım. Sürüsüyle kırmızı beneklerim var şimdi sırtımda, bileklerimde, göğsümde.. Kuvvetle muhtemel kendileri kahverengi çillere dönüşecekler!

Etimi çakmakla yakıyormuş hissi veren güneş tenime her değdiğinde ne yapacağımı bilemedim, yanımdakinin arkasına, gölgesine saklandım. Olmadı, yetmedi!

Velhasıl ben gündüz pek hoşlanmadım Bodrum’dan. Buzz bira dışında bir şey yoktu güzel hanesine yazabileceğim.

Deniz güzeldi gerçi. Haksızlık etmeyelim. Mavi, temiz. 2 gün merkezden, 1 gün de Yelken Kulübünün plajından denize girdik. 1 gün teknede geçti, 2 koyda demirledik, dalış yaptık, yan gelip yattık. Özlemişim suyun altında olmayı. Komik fotolar ve bir video çekimi yanımıza kar kaldı:)

Bodrum Meyhaneler Sokagi

**Meyhaneler Sokağı. Nevizade gibi bir yer. IPhone Hipstamatic ile çekilmiştir.**

Ama akşamları pek keyifti benim için. Şöyle ki:

İlk defa Meyhaneler Sokağına gittik. Arkadaşın Yerinde rakı-meze yaptık bir akşam. Yediklerimin tadı damağımda hala. O nasıl bir Fava idi? Muhteşemdi. Ortam da hoştu. Sevdim ben orayı ve daha önce niye hiç gitmedim diye de hayıflandım açıkçası!

Sonra da bir akşam Balık Halinin olduğu yere gittik. Yeni düzenlenmiş, yan yana bir sürü güzel meyhane var. Haldeki balıkçılardan balığınızı seçiyorsunuz, sonra oturuyorsunuz Eray’ın Yerine. Sizin için pişirip getiriyorlar. Yanına aldığınız sarımsaklı-domatesli roka salatası ve Yeşil Efe’de bonusunuz oluyor:) Uzundur tava balığı yememiştim, 1 kg.lık kızartma, üzerine 2 büyük ızgara balığı yedik 3 kişi. Ölüyorduk az kalsın! (Adları hatırımda değil, tanıdığım-bildiğim balıklardan değillerdi:)

Bir gece evde İnegöl köfte-pilav ve çoban salata hazırladım. Köfteler hazırdı tabi ki:) Balkonda, Bodrum’un güzel liman manzarasına karşı yedik, pek güzel oldu. Söylemeden geçemeyeceğim, bizi misafir eden arkadaşımızın evi ve bulunduğu mevki çok hoştu. Sabahları o güzel manzaraya uyanmak ne iyi geldi bilemezsiniz. Teşekkür ediyorum kendisine tekrardan:)

Dönüş zor oldu haliyle. Ankara’ya döndük ve ertesi akşam tekrardan İstanbul için yola çıktık! Son dönemde Kamil Koç ve ahalisi ile ahbap oldum diyebilirim. Aynı servis elemanı ve şoförle gittim geldim mesela şu sonuncu seyahatimde! Kamil Koç Rahat Hattı şiddetle tavsiye ediyorum. TV Ekranı önünüzde, içinde yabancı-yerli ve belgesel olmak kaydıyla sürüsüyle film. Oldukça seçenekli servis her an elinizin altında. Sanırım son dönemdeki tüm filmleri sadece otobüste izliyorum.

En son New Moon-Twilight ve Bride Wars seyrettim mesela. Sonra filmler bitti, Ankara’dayım!

İstanbul hikayesini ayrıca yazacağım. Şimdilik bu kadar olsun. Çok yorgunum ben!

Wall Art

**Meyhaneler Sokağından bir duvar. IPhone Hipstamatic ile çekilmiştir.**

Hepsi O Leyleğin Suçu!

Brides Bouqet

Ben hep

“çok seyahat edebileceğim bir işim olsun tanrım, amin” derdim eskiden. Ne zamanki Ayşegül Sultanı gördüm, dedim

“yok kalsın, bu kadarda değil!”

Hayır, seyahat etmeyi sevmediğimden değil. Benim dayanamadığım valiz hazırlamak, valiz boşaltmak, çamaşır yıkamak kısımları. Ne giyeceğim, ne götüreceğim? Otel odaları da birkaç günden sonra bana dar gelir. Dar alanda kısa paslaşmalardan haz etmem hiç zira.

Otelde kalmayacaksam uzun uzun mesela, bir de böyle aman aman bir valiz yoksa yanımda işte o zaman seyahat etmekten haz alıyorum çokça!

2 seyahat önce İstanbul dönüşü Bolu yakınlarında uçan bir leylek gösterdi yanımdaki, dedim harika! Bu yaz böyle oradan oraya gezip duracağım. Yani işte bütün bunlar o leyleğin suçu!

Cuma akşamı Bodrum yolculuğuna başlıyorum. Uzun yıllardan sonra ilk defa dalmak için gidiyorum:) 2 gün dalış, 2 gün yan gelip-yatış! Biraz da ben deniz-kumsal-tekne falan göreyim değil mi ama?

Dönüp birkaç gün işleri toparlıyorum, sonra hoooop yine cuma günü İstanbul.

Hooop cumartesi Bursa.

Hoop pazar İstanbul. E gücüm kalırsa bir hop, Ankara:)

Sonrası mı? Emin olun duymak istemezsiniz! Bu bölümü bir yayınlayayım, diğer bölüm yolda:)

Brides

Ofis arkadaşım Canan’ın kız kardeşi Ahu’yu sonunda evlendirdik damadımız Serdar ile. Bana rica etmişlerdi gelinin hazırlık fotoğraflarını çeker misin kuaförde, otelde giyinirken falan diye. Çekim için bir fotoğrafçı ile anlaşılmış, ama sadece 1 saat. Dedim olur. Hem bana da iyi oluyor, bu sayede bir köşede yan yana popolarını büyüten iki objektifim ve Nikon D200 body’ime de biraz hareket gelir.

Çok hoş oldu bence bu defa çekimler. Zira nişan fotoları ışık ayarını yapamadığım için karanlık çıkmıştı çoğu zaman. Neyse yaptım yapmasına da, bu defa da 18-200’lik Nikkor lensimin içinden sesler gelmeye başladığını fark ettim:( Zoom yaparken de zorladı beni, dedim bu iyi değil:( Bir defa daha kendisine servis yolları gözükecek sanırım. Hayır kullanmıyorum, bir köşede çantasında duruyor. Hangi ara içinde parça oynayacak kadar hasar görüyor orası bir muamma!! Çekimlerin çoğu 50 mm’lik f:1.4’lük olan ikinci poposu büyükle yapıldı haliyle.

Au the Bride

Hayat güzel hala.

1 haftalık bunalım sonrası kendimdeyim. Yine yapacak tonla şey buluyorum, pek hareket içindeyim maşallah. Ben hiç yaşlanmayacağım sanırım bu şekilde:) Ya da küt diye gideceğim bir yerde!

~ Jean Christophé Grange’nin son romanını aldım. Okumaya başlıyorum.

~ Temmuz dergilerimde enteresan konular var yine. Ben yaklaşık 6-7 aydır düzenli olarak Women’s Health okuyorum. Hatta not aldığım bir ton bilgiyi burada paylaşayım diyorum, unutuyorum. Bir araya sıkıştırmalı bunu da, kendime not!

Diğer bir hareket ise mutfakta meydana geliyor:)

~ 2 defa kek yaptım arka arkaya. Biri Natali’nin Gürcistan dönüşü şerefine benim balkonda bir cumartesi kahvaltısı için pişirdiğim “Romlu-Elmalı Kek” oldu. Dr. Otker’in aromalarından almıştım bir sürü. Dedim rom elmaya yakışır. Yakışmaktan öte bile oldu. Yanına vanilyalı dondurma ile nefis oldu nefis. Hemencecik tükendi.

İkinci kek ise biraz komik bir hikayesi olan “Havuçsuz-Cevizli Kek” idi:) Aslen havuçla yapacaktım, ama malzemelerin tümünü karıştırıp fırına verdikten sonra rendelenmeyi bekleyen havuçlarla göz göze gelince gerçek taş gibi oturu yazdı böğrüme! Olsun varsın dedik, içine şeker yerine harnup pekmezi koyarak kepekli un ile pişirdiğim bu kek Dilara’nın en iyileri arasına girdi bile. Ben zaten şeker kullanmam normalde. Kekler ve misafirler için bulunur evde toz şeker. Şimdi pekmezli tariflerdeydi gözüm uzundur, denedim başarılı buldum. Hatta tavsiye bile ediyorum. Sırada kurabiye var kepekli un ve pekmez kullanarak yapmayı planladığım. Bir de ben Zeytinyağı kullanırım hep evde, o sebeple kekler de bundan nasibini alıyor. Bence de böyle hem sağlıklı, hem besleyici, hem hafif oluyor.

~ Zeytinyağlı barbunya, semizotu bolca pişiriyorum bu ara. Rengarenk sebzelerin hepsi ve tavuk kullanarak yaptığım noodle ise son 2 haftada 3 defa pişti mesela. Özlemişim mutfakta zaman geçirmeyi, çok iyi geldi anlayacağınız “boom” sonrası bu mutfaktaki hareket bana.

Beautful Bride

Bayağı yazmışım yine bakınca şimdi. Burası uzunca aynı yazıyla göz göze geldiğiniz bir yer olsun inanın hiç istemiyorum. Elimden geldiğince güncellemeye gayret ediyorum. Tek sıkıntım Fotoğrafları ekleyecek, editleyecek zamanı bulamıyorum! Akşam eve gelince de hiç pc başında olmak istemiyorum.

Hepinize harika bir hafta, hafta sonu, Temmuz, tatil, ya da her ne yapacaksanız onda keyifte olmanızı diliyorum:)

*Kızıl-kahve oldum bir de yine ben. Bu ışıldayan rengi çok seviyorum yahu:) Saçlarım mı? Çok uzadılar yine. Ama bu yazı Rapunzel geçireceğim, niyetliyim*

Artık yeter der, yanaklarınızdan öperim:)