Aylık Arşiv: Eylül 2010

Olumlu Bir Düşünce Seç!


Breakfast

“The conscious brain can only hold one thought at a time. Choose a positive thought.

“Türkçe meali; “Bilinçli beyin tek seferde bir düşünce tutabilir. Olumlu bir düşünce seçin.”

Geçtiğimiz haftadan beridir her gün sabah tekrarladığım mantra oldu artık kendisi: Olumlu bir-tek-şey düşün Dilara. Ona o-dak-lan!

Ofiste günler çılgınlar gibi geçiyor. Önümüzde, şu an için görünen 4 aylık bir süre ve okunup uygulandığından emin olmamız gereken 293 sayfalık kocaman bir standart beklemekte. Baştan olumsuz düşünmenin, düşünceyi sınırlamanın-ket vurmanın, şikayet etmenin bana, sana ve köşedeki bakkala bir faydası olmadığını biliyorum artık. Bu sebeple arada her ne kadar kantarın topuzu kaçıyor gibi olsa da, çabuk toparlanıyor, bireysel motivasyon faktörlerini devreye alıyor ve şalterleri kapatıyoruz ofiscek:) Yapılması gerekenler için canla başla hazırlanıyoruz.

Güzel Seylr

Ofiste hal böyleyken tabi minicik de olsa gülümsetme faktörleri (mini peri’m, terfi çiçeğim, nefis kahvaltılarım), hafta sonu aktiviteleri (Manhattan’daki Anonim Konseri), ufak-tefek alışverişler (yüzüktü, kitaptı, Hesi‘nin portföy çantasıydı vs.) bünyeye iyi geliyor, kabul edelim:) Fotoğraflardan bir kolaj yapmaya çalıştım bana iyi gelenleri. Bir de meleğim var tanışın:) Sevgili Emine’m verdi bana. Peri. Minik. Tam Emine gibi Pembe:)

Bu hafta bir yazı daha yazabilmeyi planlarım arasına aldım. Boş bırakmayacağım, söz:)


Mimi the Fairy

~Cheers!~

SeaGulls

Gunlerdir bir yogunluk.. Bir hareket..

E hareketin oldugu yerde elbet bereket:)

Sonbaharin en sevdigim ayinda, Eylul’de guzel ve mutluluk verici bir haber. Ve haberin tetkiledigi bir dizi olaylar zinciri!

Terfi ettim ben.

Yardimciydim Koordinator oldum!

Tanriya tesekkur eden, herseye ragmen hep mutlu olandim;

Cevremden takdir goren, buyuk sorumluluk verilen oldum!

Gunlerdir kutlamalar organize ediliyor dostlarim tarafindan.

Serefime kadehler kaldiriliyor.

Motivasyonum tavan yapmis durumda:)

Terfi cicegim,

Rose Verona’m,

Tebrikler, sarilmalar, kucaklasmalarimla ben dort koseyim bu ara.

8 kusur yilin sonunda bana verilmis olanla onumuzdeki 1 yil icerisinde planladiklarimizi layigiyla yerine getirmeye calisacagim.

Hayat guzel derim ben hep.

Inancimi hic kaybetmedim gelecek guzel gunlere..

Yanimda olan, ailem olan, destekleyen, beni kayitsizca ben oldugum icin seven herkese kocaman tesekkur etmek istiyorum.

Daha iyisi gonulden dileyen, yuregi iyi tum okuyucularimin olsun:) AMIN!

 

Life is fine! Fine as wine! Life is fine!

Galata

Langston Hughes’ın şiirinden bir parça ile merhaba.

Uzun bir zaman geçtiğinin farkındayım. Ama bayram dönüşü işler anlayamadığım şekilde hızlanınca, ben de ofiste nefes alamaz hale gelip de eve kendimi zor atınca… Akşamları yaptığım tek şey içki-sigara (evet ne yazık ki! düzenli olarak neredeyse 2 aydır tek tük içiyordum halbuki!) ve DVD oldu.

Nasılım?

İşte yukarıdaki gibi:) “Hayat güzeldir, Şarap gibi güzeldir.” diyor ya. Öyle işte. Bu ara Kırmızı veya Jack’le birlikte değişik akşamları paylaşıyor ve kendimi gerçekten de iyi hissediyorum. Ankara’ya geldiğimden beri evdeyim. Ama yine de iyiyim:)

İnsanın en yakın 2 dostundan biri İstanbul’da olunca, o şehre gittiğinde gidenle; burada kaldığında da kalanla vakit geçiriyor haliyle! İstanbul’da Ayşegülüm Sultanımla onun malikanesinde, Wok tava alması şerefine ilk Chineese yemeğini pişirdim mutfağında. Bebek sahili bizim evlere taksi ile 5 dakikalık mesafede. Durum böyleyken, sıkça Bebek sahilinde kendimizi Boğaziçi Bebek Kahve’ye atar olduk. Eskiden Bebek Kahvesi “in” mekandı bizim için. Şimdi Boğaziçi Bebek Kahve yeni mekan oldu.

Nişantaşı Kız Lisesi yıllarından arkadaşım Ebru ile Hisar’da Sade Kahve’de yaptığımız kahvaltı bir yana, aradan geçen onca senenin bize neler yaptığını konuşurken aldığım keyif, hüzün, sıkıntı üçlemesi o gün yetti bana akşama dek! Hülya’cımı gördüm, bir kahvenin kırk yıllık hatırına ortak olduk yine yıllar sonra. Bu İstanbul meselesi hoşuma gidiyor bir çok yönden. Bu sayede uzunca zamandır yüz yüze görüşemediğimiz, ya da bir şekilde buradan ya da maillerle tanışıp yine bir araya gelememiş olduğum arkadaşlarımla sıkça görüşme imkanı yaratıyorum.

From Doğatepe

Bu seyahatin görülmesi gerekeni diye not aldığım Body Worlds Sergisi ise iyi ki gittim dediğim, ve anlata anlata bitiremediğim bir etkinlik oldu. Herkesin görmesini isterim. Nasıl bir konsepti olduğunu sayfasından ayrıntılı okuyabilirsiniz. Oldukça ilginç, adına Plastinasyon dediği bir yöntemle Dr. Gunther von Hagens tarafından ölümden sonraki bedenler halkın insan bedenini hiç görmediği bir biçimde görmesine olanak tanımış. Plastinat olarak adlandırdığı bu bedenler, harikulade anatomik figürler. Bunların yanı sıra sergide tüm iç organlarımız, üreme sistemleri, kemikler, kan damar ve hücreleri de sergilenmekte ve haklarında enteresan bilgiler verilmekte:

Mesela bir yetişkinin ağırlığının % 60’ından fazlası suymuş. Gerçi ben bunu yaklaşık 1 ay önce kadar geçireceğim bir minik müdahale öncesinde anlamış bulunmuştum:) Sindirim sistemim ile ilgili yaşadığım sıkıntıdan ötürü tanı konması sebebiyle yapılması gereken bir işlem öncesi 4 gün sıvı diyeti uygulayıp, içimde ne varsa boşaltmamı sağlayan ilaçlar almıştım! İşlem öncesi sabah tartıldığımda bulunduğum kilodan tam 4 kg. eksiktim!! İnanamamıştım!

Mesela bir insan vücudunun yağlı yiyecekleri sindirmesi 6 saat sürerken, karbonhidratlı yiyecekleri sindirme süresi sadece 2 saatmiş! Bu sebeple yağlı yiyeceklerden zaten uzak duran ben, artık şimdiki durum sebebiyle iyice çıkardım hayatımdan.

Mesela insan vücudunda neredeyse 96.500 km. kan damarı bulunuyormuş!

Bu sergi ben NYC’de iken Seaport’ta gördüğüm, sonra giderim dediğim gidemediğim Bodies sergisinin benzeri. Dr. Roy Glover’ın direktörlüğünde yapılan bu diğer sergide bedenlerin hazırlanma süreci biraz daha farklı sanırım İstanbul’daki sergiden.

Home Made Bloody Mary

Sonbahar geldiğini iyice hissettirdi bana son günlerimde İstanbul’da. Ankara nispeten daha ılık şimdilik. Ben ve leylek argümanım fena dengeliyiz. Bu ay buradayım hayırlısıyla. Ekim ve Kasım’da planlı seyahatler yine beni bekler. Yok, bu defa İstanbul’a değil. Beklesin biraz İstanbul. Özlesin beni:)

Geçenlerde Melis Alphan’ın şu yazısı beni dağıttı! Diyecek hiçbir şeyim yok ne yazık ki. Ne güzel bir ilişki, nasıl bir aşkmış aralarındaki. Benim hiç sahip olamadığım..

Bir de Ankara’nın en sevdiği grup ANONİM, yeni sezonu bu hafta sonu Bursa’da vereceği konserle açıyor. 25 Eylül Cumartesi ise klasik mekanlarında, Manhattan’da olacaklar. 15 yeni parça eklemişler repertuvarlarına ve çoğu harika rock parçaları. Hatta bir tanesi, ki iki ağır rock parçasının birbirine geçişi ile sahnede beğeninize sunulacak, muh-te-şem! 25’i akşamı Ankara’da yapacak daha iyi bir şey yok bence. Bu konsere gidilecek:)

Karpuz

Yolculuk

Istanbul

Duyduğum yoktu ne vakittir 

Güvercin sesi, kumru sesi, pencerede;
İçime gene
Yolculuk mu düştü, nedir?
Nedir bu yosun kokusu,
Martıların gürültüsü havalarda;
Nedir?
Yolculuk olmalı, yolculuk.

~ Orhan Veli

*Bayram sonrasi gorusmek uzere. Mutlu, huzurlu ve eskisi gibi bir bayram yasayin dilerim*