Aylık Arşiv: Kasım 2010

~Ve Kasim’da: Bologna, Italya~

Bologna Italy

İtalya benim için hep özel, hep güzel bir ülke. Listemde, hani şu “Ölmeden Önce yapılacaklar” vari bir listem var ya benim, hah iste orada bu ulkede en az bir 6 ay yasamak var. mumkunse Toscana Bolgesi olsun, hatta Barga mesela. Yasasin Citta Slow. Italya bu “Yavas Sehir” hareketinde neredeyse sertifikali en cok sehre sahip: 69 Yavas Sehir var Italya’da!

Bilmeyenler icin, “Yavaş Şehir” olabilmek için gürültü kirliliğini ve trafiğini kesmek, yeşil alanları ve yaya bölgelerini artırmak, yerel üretim yapan çiftçilerle bu ürünleri satan dükkan ve lokantaları desteklemek, yerel estetik öğeleri korumak gibi yerine getirilmesi gereken 56 dolayinda kriter bulunuyor. Turkiye’de gectigimiz yil Seferihisar’in bu harekete layik olarak kabul edildigini ve en sevdigim, goz bebegim Kas’in da “Yavas Sehir” olabilmek icin basvuruda bulundugunu soyleyebilirim.

Bu benim icin ozel ve guzel ulkeye seyahat planini yapali, ucak biletlerini ve vizeyi alali, otelleri ayarlayali temizinden birkac ay olmustu. Hayatimda ilk defa! Daha once Venedik, Roma, Floransa, Pisa veSiena‘yi gormus oldugumdan sebep bu defaki seyahatta biraz daha farkli, belki daha yazlik tabir edebilecegimiz yerleri gormek istedim. Sansimiza da hava oldukca iyiydi. Bologna’da kapali bir hava vardi, ama hic yagmadi:)

Streets from Bologna

Gitmeden önce her zamanki gibi gezilecekler, gidilecek mekanlar, ne yiyeceğiz gibi anlamlı çalışmalarda bulunmamdan sebep çok rahat ettik. Yalnız her seyahat edenin şansına hiç listesinde olmayan birkaç yer çıkar ya bazen. İşte bize de olan bu oldu. Bir mekan bulduk ki ba-yıl-dım ben tek kelime ile. Anlatacağım:)

Bologna’da Görülecekler:

~ Bologna’yı görmek istememin iki nedeni vardı: Birincisi ben Siena’yı da çok hoş ve mistik bulmuştum önceki seyahatimde. Bologna da biraz daha büyük bir Siena’ydı benim için:) İkinci nedenim ise THY Bologna’ya direk uçuyordu:) Bologna, “Kızıl Şehir” anlamına geliyor. Bu ismi almasının nedeni Ortacağ mimarisinin örnekleriyle dolu olan şehrin, kırmızı tuğlalı binalarla çevrili olması. Hakikaten de böyle bir şehrin sokaklarında dolaşmak cok büyük keyifti. Ayrıca, Toskana’nın hemen kuzeyindeki Emilia Romagna bölgesinin de başkenti Bologna.

~ Avrupa’nın en eski üniversitesi burada. 1088 yılında kurulmuş! Dante, Erasmus ve Kopernik Bologna Üniversitesinın öğrencileri! Bu eski yapıyı mutlaka görmelisiniz. Fakültelerin önundeki, öğrencilerin vespalari ve motorsikletleri modern dünya temsilcileri yani, bu eski mimari ile tezat bir sekilde uslu uslu duruyorlardı:)

~ Gitmeden once yaptığım araştırmalardan Portico‘larin mutlaka görülmesi gerektiği kanısına vardım. Portico of San Luca, 3.5 km.’lik uzunluğuyla en uzunu. (En uzunu diyorum, zira şehrin her yerinde Portico’lar var. Tüm şehri yağmur, rüzgar demeden, hiç ıslanmadan bunların altında dolaşabilirsiniz.) Asağıda fotoğrafını gördüğünüz, San Luca’daki Portico. Biz yürüyüşümüzü yaparken bir çok yerel halktan insan da sağlıklı yaşam adına koşuyor, yürüyordu! İniş-çıkışımız toplamda 1.5 saati buldu fakat. Ter içinde kaldığımızı belirtmem lazım tepeye çıkınca! Tepede çok ihtişamli bir basilika var: Sanctuary of the Madonna di San Luca.

Portico

~ Her Avrupa şehrinde bir meydan var malumunuz. Bologna’daki de Piazza San Maggiore. Burada göreceğiniz bir başka kilise ise Basillica di San Petronio. En eski kilise orgu ve Dante’nin İlahi Komedya’sından freskleri bu basilikada görebilirsiniz. Bu meydanda bir de Neptün Heykeli ve Çeşmesi var. Bir taşla birkaç kuş vurulabiliyor yani:) Meydanlarda oturup bir kahve içmek adettendir. Biz de öyle yaptık. Güzel bir Capucchino içtik burada, meydandaki güvercinleri seyrederken.

~ The Two Towers, İki Kule’de burasına ilişkin seyahat notlarında adı geçen bir yapıt. Torre degli Asinelli ve Garisenda. Biri uzun, diğeri kısa. Matah değil, dışarıdan görüp geçtik açikcası. Zaten restorasyon calışmaları vardı birinde!

Bunların dışında araba meraklıları için tabi ki Lamborghini Müzesi mevcut.

Bir defa, o da Portico’ların başladığı yere ulaşabilmek için otobüse bindik. Onunla da yaklasık 10 dakika sürdü yolculuk! Piazza Maggiore’ye yürüyerek 2 dakikalik bir uzaklıkta bir otelde kalmamızdan ve tüm görüleceklerin de aynı perifer içinde olmasından sebep yürüyerek şehri keşfetmek oldukça mümkün ve en kolay seçim derim ben:)

Porticos

Bologna’da Denenecekler:

~ Tabi ki Bolonez soslu makarna:) Bolonez sosun ana vatanındayiz değil mi? Ayrıca kesinlikle Lazanya. Biz Bolonez soslu Tagliatelle ve güzel bir Lazanya denedik ilk aksamki keşfimizde. Il Moro‘da. Listemde olmayan bir yerdi burası. Tesadüfen dolaşırken gördük ve girdik. İyi de yapmışız. Bir şişe house wine ve iki tabak -dolu dolu porsiyonda- makarnaya 39 euro verdik. Hemen yanı başımdaki tatlı büfesi çok zalimdi, ama makarnayı yedikten sonra gözüm bir şey görmediği için denemedik.

~ Gamberini. Cennetten bir köşe:) 1907 doğumlu. Şehirdeki en güzel ve özel pastane. Tatlıları tam yürek yakan cinsten. Ayrıca Aperitivo için iyi bir seçim denmiş, ama biz bu Aperetivo olayını başka yerlerde yaptığımız için bu kısma bir yorum getiremeyeceğim:) Nedir bu derseniz, şöyle anlatayım. Akşamlari 18.30-21.30 saatleri arasında bir çok cafe-bar tarzı mekanda aperatif yiyeceklerin sıralandığı standlar oluyor. İçkinizi alıip, sadece ona ücret ödeyip, bu aperatiflerden yiyebiliyorsunuz. Bira ve şarabin 5 euro olduğunu düşünürseniz, isterseniz karnınızı da doyurabilirsiniz bu fiyata. Aperatif standlarında neler  mi var? Bir yerde gayet iyiydi mesela; mini pizzalar, makarnalar, peynir ve sosisler, salatalar, sebzelerden hazırlanmis soğuk karışımlar, cips vs. Bazı mekanlar artı 1 euro daha talep ediyor bunun için, ama ağırlıklı olarak içtiğini ödüyorsun.

Meydan

~ Bir akşam aperativo zamanına da denk getirerek English Empire Pub diye bir yere gittik. Barın üzerinde “One day of pleasure is worth two of sorrow” yazıyordu:) Bir sürü bira içtim o gece! Bu tarz yerler oğrencilerle dolup taşıyordu takdir edersiniz ki.

~ Ara sokaklarin birinde Vanillia adında hoş, cozy bir cafe bulduk. Capuccino ve limonlu-bademli tartı enfesti. Tüm Bologna’da zincir olmuş, önünde metrelerce kuyruk beklemeniz gereken bir pizzaci bulduk: Pizza Altero. Dilimi 1.5 euro idi pizzanin! Elbette ki mükemmel değildi, ama take-away icin oldukça iyiydi. Biraz yağlı olmasının dışında, ki pizza dediğinde oluyor bu meret, beni rahatsiz etmedi. Üniversite öğrencileri ile dolu güzel bir sandviç cafe bulduk: Itit Caffe. Hayatımda içtiğim en güzel sıcak cikolatayı burada içtim desem yeridir. Üzerinde “%90 saf cikolata” gibi bir şey yazıyordu!! Bozadan hallice kıvamlı, inanılmaz lezzetliydi. Ristorante Da Cesari gidilecek listemdeydi. Deneyin giderseniz:)

Streets from Bologna

~ Şansımıza jazz festivali baslamış Bologna’da bizim gittiğimiz tarihlerde. Listemde yer alan Cantina Bentivoglio‘da çok hoş bir akşam geçirdik bu sayede. Müzisyenler ile tanıştık, sohbet ettik. Bir gün daha kalsaymışız, Terence Blanchard’ı yakalayabiliyormuşuz, ki bu duruma hakikaten üzüldüm. Kendisi benim nadide koleksiyonumda guzel CD’leri ile yer alir zira. Sonra bir de yine bir canlı müzik barına gittik: Wolf. Üniversite bölgesindeydi burası, hemen hemen her akşam bir grup performansı oluyormuş. Bizim olduğumuz akşam indie pop yapıyordu grup:)

~ Ve bayildiğim mekan: Le stanze. Dekoru ve ihtişamli, avant garde tarzıyla beni büyüledi burası. Her ne kadar kokteyl bar olarak geçiyor olsa da, bir akşam giden beni anlayacak:) Kapısının önünde ve barın üzerinde birer buda heykeli karşılıyor sizi. Oldukça yüksek (neredeyse 4-5 metre) ve nefis tavanlı Le Stanze. Müzikler de hoşumuza gitti. Böylece iki akşam; hem geceye başlarken hem de sonlandırırken mekanı görme firsatımız oldu. Oldukça popüler bir mekan ayrıca öğrenciler ve şık giyimli adamlar arasında:)

Le Stanze

Le Stanze Ceiling

İşte böyle. Aslında daha yazılacak bir sürü notum var. Ama saatim su anda 04.35! Çok ciddiyim. İleriki yazilarda yer vermeye calisirim onlara da. Bu kadar kisa kalip bu kadar cok seyi nasil yaptigimiza gelince. Sanirim merak, kesfetme arzusu. Ne bileyim, hep lokal insanlar ne yapar, nerede yer-icer onun pesine duserim ben. Turistik cok az yerde yiyip icmisligim var. Boylece kisa surede daha cok sey gorebiliyor ve sehri daha iyi yasayabiliyorsunuz sanirim.

Uzun lafin kisasi ben Bologna’yi sevdim. Birkac gun icin gidip gorulebilir. Sanirim bahar da daha hareketli ve hos olabilir.

Mutlaka peynir ve sarkuteri urunu alin. Ve tabi ki şarap:)

**Son iki fotograf iphone ile cekilmistir.**

Is Icin.. Garip Seyahatim: DOHA-QATAR

Doha City Center

Muhtemelen ozellikle gitmeyi secmeyecegim bir ulkeye, oldukca zor ve mesakatli bir yolculuk sonrasi (havaalaninda saatlerce sis yuzunden beklemek, valizimin benden 2 gun sonra tesrifi gibi sebepler sonucu: Tesekkurler THY!!) ulastim.

5 gunluk toplantilar ve denetimlerle dolu gecen bir zaman zarfinda iste Katar’in Doha sehrine ait izlenimler:

* Sehir dumduz ve her yer col! (Harflerin kusuruna bakmayin lutfen. Evden yaziyorum:( Bir suru insaat var, insaat iskeleleri ve kocaman vincler. Insaat sirketlerinde calisan birkac kisi ile tanistim otelde. Cogu Ameikali, Kanadali ve Ingiliz! Para kokusunu alanlar toplanmis:) Insaatlar buyuk gokdelenler seklinde is merkezi, oteller uzerine.

* Her yerde petrol, dogal gaz ve insaat sirketlerine ait reklamlar, bir hareketlilik.

* Cok zenginler tahmin edilecegi uzere. Pedestrian-Yaya yolu yok mesela sehirde. Muhtemelen son gun tek basina yurumeye calisan bir tek bendim! Arabalarin luks ve kocaman olduklarini soylememe de gerek yok tabi!

* Oldukca fazla Suudi gordum. Suudi adamlari ve diger araplari uzerlerindeki beyaz giyisiden degil, ama tepeliklerinden ayird ediyormusuz. Suudilerin tepeliklerinden asagiya siyah, uzun puskuller var!

Doha1

* Oteller en buyuk eglenceleri. Oldukca luks ve ihtisamli oteller var. Benim kaldigim otel de en bas siralardaymis. Her aksam inanilmaz suslu puslu kadin ve erkekler geciyordu lobiden:) Piyano bari, guzel restoranlari en keyifli adresler Doha’da. Malum icki bir tek otellerde mevcut. “Paramiz var nerede harcayacagiz?” diye cok dusunmeye gerek yok: Cevap oteller:)

* Arap kadinlari beni mahvetti! Evet bu bir itiraftir. Uzerlerinde simsiyah abayalar var. Ama ya ayaklar, ya o kollar.. Ya da ne demeli o gozler:) Ayaklarda benim bile giymedigim stilettolar.. Kollarda en luks markalardan kocaman cantalar. Gozlerde en koyu surmeler, hatta piriltili kalemler. Sadece uzerleri simsiyah. Onun disinda oldukca alimli, seksi (evet, abartmiyorum. otele gelenleri gorseniz anlardiniz) ve hoslardi. Yuksek sesle konusuyor, gulusuyorlardi. Araba kullaniyor, kocaman ciplerden inip alis versi merkezlerinde teftise cikiyorlardi. Kollarindaki alis veris torbalarina ben buyuk ihtimal ile hayatim boyunca uzaktan bakabilecegim. E peki bu kadar sik kiyafeti, seksi ayakkabi ve susu nerede gosteriyorlar bu kadinlar? Bir yerde olmali degil mi? Tahmin edebiliyorum:)) Kendi aralarinda ne partiler, ne eglenceler, ne dedikodular donuyordur kim bilir:) Sex&The City’nin son filmindeki son sahneleri hatirlayin:)

* Yemekler genel olarak fena degildi. Gerci ben agirlikli, gunduzleri otelde yedim ve otel yemegi ne kadar kotu olabilir degil mi? Humus, muhammara, minik pideler, tabule.. Cok tanidik. Ama bizimkilerin tadi cook daha guzel bence:)

Doha 2

* Toplantida 198 kisi idik. Herkes Orta Dogu’dan: Lubnan, Suudi Arabistan, Birlesik Arap Emirlikleri, Dubai.. Arap hatunlarin ve adamlarin catir catir, Ingiliz aksanli Ingilizceleri beni bitirdi! Coguyla konustugumda “Ben Londra’da egitimde iken..” cumlesini cok duydum. Anasini satayim ben Londrayi henuz 2 yil once gordum, adamlar, kadinlar egitim icin gitmisler! Cok iyi isler yapiyorlar yalniz. Hepsi her seyden haberdar, caliskan. Takdir ettim.

* Turkiye’ye gelmeyen yok. Ozellikle de Istanbul’a herkesler hayran. Yemeklerimize ve bogaza bayiliyorlar:)

* En tursitlik yer Doha’da Souq Waqif Bolgesi. Eski sokaklar, otantik goruntuler verilerek henuz yeni yapilmis bir nevi Kapali Carsi, bit pazari. Alis veris yapip, yerel yemeklerden tadip, yemek yiyebileceginiz restoranlar var. Yabancilarin ilk ugrak yeri. Biz de bir aksam dolastik, hostu cok.

Doha 3

* Oldukca fazla taze sikilmis meyve suyu ikrami vardi. Hani portakal, nar suyu icmisligim vardi da hic cilek suyu, kivi suyu, muz-elma icmemistim. Hele bir kavun suyu vardi ki. Hmmmm. enfesti. Yalniz benim icin pek tatlilardi.

* Tatli demisken, ozellikle otelde toplanti aralarinda bufedeki tatli-kek-makaron ve keklerden uzak durmak icin inanilmaz bir caba gosterdim ki takdire sayandi. Sadece asagidaki makaronlardan bir iki tane ve bir de bademli turta yedim bir dilim. 5 gun boyunca budur yenen tatli!

Doha-Tatlılar

* Bir aksam Ramada Otel’in icindeki Chingari‘ye gittik. Doha’daki en iyi Hint mutfagiymis. Begendim! Son gun bostum ogleden sonra. Arastirmalarim ve danistiklarimin tavsiyesi sonucu Doha City Center icindeki Hipopotamus Steak House’da yedim. Fiyatlar uygun , yediklerim nefisti! Bir aksam Lubnanlilar beni Doha’daki bir kucuk mekana goturduler. Yemekler guzeldi ve oldukca da makuldu fiyatlari. Ama mekan olarak bizim kose meyhaneler gibiydi:) Al Khayal. Bir de yine bir Lubnan lokantasinda yedik ki, amanin: Layali. Evet Lubnanlilar beni pek sevdiler:)

Souq Waqif

* Ilk fotograflarda gordugunuz yerler Corniche‘den cekildi. 7 km.lik deniz kiyisinda yuruyus yolunun sonu o isiltili gokdelenler. Gordugunuz kadarlar. Ama ben eminim birkac yil icinde, bu hizla, kesinlikle Singapur’a donecek burasida! Yuruyus ve kosu parkurunda aksam saatlerinde sortlu, kulaklarinda muziklerle yabancilar; baslari ortulu, esofmanli kadinlar vardi. Yesilimsi alanlarda aksam piknikleri yapan aileler, terliklerini saga sola atarak ciplak ayakla kosturan cocuklar:) Ilginc bir goruntuydu.

* Buyuk bir gruba ait 2 hastanede denetimler yaptik. 54 milletten insanin calistigini soyledi Genel Mudur! Hatun Kanadali idi. Sag kolu Ingiliz:) Hastanede isler tikir tikir yuruyor gozukmekle birlikte, bizim hastanemiz (Hacettepe Universitesi Hastaneleri) kadar kalabalik ve yogundu! Yeni binalar yapilmakta oldugundan bahsettiler, yakinda hizmete girecekmis. Piril piril ve oldukca luks gorunuyorlardi.

* Bir de tabi inanilmaz nemli, bogucu ve sicakti Doha. 32-33 dereceydi. Amma velakin otelde toplantilarda, yemekte, asansorde klimalar tam gaz calistigindan ben iceride hep usudum!

Jack Old Friend

* Doha’da aksamlari en sevdigim:) Yukarida!

Enteresan bir seyahat oldu benim icin. Ama beni heyecanlandiran baska bir seyahate yataklik yaptigi icin kendisini hep hatirlayacagim.

Fotograflarin tumunu iphone ile cektim, o sebeple cok iyi degiller.

Simdi kismetse sizi Italya’ya goturecegim yine. Bakalim sevecek misiniz benim kadar gordugum yerleri?

Ne Mutlu ki Bana 36`yim:)

Happy BDay Dilayra

15 gundur evimden uzaktaydim..

Dogum gunumde yollardaydim..

Ve demistim ki, evet bu yil dogum gunumde kimseyle bir arada olamayacak, kutlama yapamayacaktim! Buna hazirlamistim kendimi..

Ankara`ya ulastigimda saatler 16:00`yi gosteriyordu. Eve gelip 15 gunluk iki valizi bosaltip camasir yikayacaktim!

Makinaya ilk partiyi attim.

Sonra..

Sevgilim dedi ki “Hadi yemek yiyelim, bir seyler icelim ve dogum gununu kutlayalim”

Bday Bear

Kitir’a gittik. Baktim Dugi orada.. Uyanmadim hala. “Senin ne isin var burada?”

Sonra yan masada Pinar ve Mete..

Sonra Eminecim, kuzum, birtanem geldi. Kafama komik bir “Happy Birthday” sapkasi, boynuma bir gulen surat balonu doladi:)

Kucagimda yukaridaki “Wish Bear”.

Sonra Feryal ve Yaso geldi.

Sonra Natali, Lale, Canan… Kafamdaki sapkayi goren geldi:)

Serhat aradi. Aysegulum, Tolum aradi. Chidom ve Tarcinim mesajlarla bana kadeh kaldirdiklari fotolari yolladilar Istanbul`dan.. Zeynepcan sevindirdi beni. Daha adini yazmakla bitiremeyecegim sayisiz guzel insan mesajlarla beni mutlu ettiler Facebook`tan, Twitter`dan..

Me and Emos

Saat 18:00`den bu saate kadar bir pub`ta, hem de en olu pazar gunu bu kadar keyifle vakit gecirecegim aklima gelmezdi hic! Ben dunyanin su anda en sansli kadiniyim. Tesekkurler Tanrim:) Beni seven, yanimda olmayi tercih eden, bana guzel sozleri ve sicacik kalpten dilekleriyle harika bir dogum gunu daha yasatan bu guzel insanlara da kocaman tesekkurler. Hepinizi cok seviyorum. Benim AILEM oldugunuz, bu hayatta gercek dostluktan daha onemli bir bag olmadigini bir kez daha hatirlattiginiz icin, tesekkurler:)

Candles

36 tane mini cupcake`den olusan dogum gunu pastamin uzerine yok su an icin:) Aldigim en guzel hediye kocaman, simsiki sarilmaniz, guzel sozleriniz ve gulen gozlerinizdi.

Hayatimda olan, olmayi secen, beni bu gece aglatan herkese edecek tesekkur kelimeleri yok, oyle diyim ben. Love you all:)

Kasım

November

“Merhaba Sevgili Kasım,

Geçtiğimiz yıl seninle birlikte geçirdiğim ilk geceyi hatırlıyorum. Nasıl da üzgün, ama bir o kadar rahatlamış; nasıl da yalnız, ve bir o kadar zayıflamıştım.

O gece Tanrıma ettiğim duanın her yerinde “Teşekkür Ederim” kelimeleri vardı. Hem ağlıyor, hem de teşekkür ediyordum. “Deli misin nesin?” dedin bana hani. Öyle bakıp bakıp anlamsızca bana, nasıl olacak da yürüyeceğiz bu kadınla başka başka yollarda diye düşünüp durmuştun hani. Gözlerimin ta içine bakmıştın. “Sus allah aşkına, ağlama artık” demiştin. Dinledim sözünü biliyorsun, ama ağlamaktan vazgeçmem birkaç ayımı aldı, sadece sen göremedindi:)

Beni inançlı kalmaya devam ettiren şu sözleri hatırlatmak istiyorum sana:

“Acilar ve mucizeler ikiz kardestirler.

Ayni anda dogarlar”

Hatırladın mı? Ben hiç unutmadım, ve artık geceleri Tanrıma dua ederken ettiğim teşekkürlerin sayısı neredeyse 2-3 katına çıktı! Buna sevineceğini tahmin ediyorum. Bırakmadığım şeylerin başında dua etmek var. Teşekkür etmek. Her şeyin hayırlısını dilemek, beklemek. Beklerken boş durmamak ve hayatın tadını çıkarmak.

“Listen!

Do you hear it?

I do.

I can feel it.

I expect a miracle is coming.” diye bir şiir girişi vardı hani, peki bunu hatırladın mı? Bence hiç unutmaman gerek bu sözleri. Çünkü bir sürü mucizevi olay yaşadım ben senden sonra. Hissettiğin zaman içinde, derinlerde yapamayacağın, karşılaşamayacağın, göremeyeceğin hiçbir şey yok sevgili Kasım. Bana tüm bunları gösterdi geçtiğimiz yıl. Seninle biraz daha az güldük belki, ama beni teslim ettiğin diğer aylarda ben çok mutlu oldum, mucizeler gördüm, ve en önemlisi yeni hayatımda, düzenimde bir kerecik olsun göz yaşı dökmedim:)

Hala daha iyi bir insan olabilmeyi diliyorum dua ederken.

Daha az içki içiyorum. Buna mutlu olacaksındır, zira annemin ağzı resmen kulaklarında:)

Sigara olayını evet, hala kapatamadım; ama Cumartesiden Cumartesiye içtiğimi bil artık. Bir gün gelecek, yani olması gereken zamanda olması gereken şey gerçekleşecek ve “O” da çıkacak hayatımdan tamamen.

Sağlığım daha iyi, merak etme beni. Kilo bile aldım, artık hastalıklı görünmüyormuşum:) Dostlarım memnunlar, ben pek değilim tahmin edersin. Klasik bir kadın olarak hala ne kadar zayıf, o kadar iyi deyip durmaktayım.

Bu yıl seninle çok yoğun bir programımız var baştan söyleyeyim. İş gerekliliği sebebiyle Katar’a, DOHA’ya uçacağım hafta sonu. Orada yoğun bir gündemimiz var. Ardından İstanbul’a inip, 2 gün sonra yine yolculuğa gideceğim. Bu defa bayram tatili için. İtalya’da Siena kadar Ortaçağ havası koklayabileceğimiz Bologna, aslen baharda görülmesi gereken ama benim sabredemediğim Cinque Terre Bölgesi ve Milano bu defaki favori ülke duraklarım olacak. Sonra tam da doğduğum gün döneceğim Ankara’ya, evime. Seninle geçireceğim son 10 gün muhtemelen yine soluksuz iş yoğun olacak.

Beni Aralık ayına teslim ederken anne kuşumu da bana getireceksin, sakın ama sakın unutma sevgili Kasım.”