Hakkımda
“Life is like a game of cards.
The hand that is dealt you represents determinism;
The way you play it is free will.”
~ Jawaharal Nehru
We have one life to live. I believe in that only!
That’s my motto.
I am such a person who wakes up every morning and promises herself to enjoy every second of life.
Tek bir hayatımız var. Yaşanası kılmak bizim elimizde.
Hayatımı her şeye rağmen çekici, eğlenceli, keyifli kılabilmek; verimli olabilmek, üretebilmek, paylaşabilmek, sevebilmek, sevilebilmek, öğrenebilmek ve belki öğretebilmek için bu dünyadayım.
Zaman çok kısa..
Hayat çoğu zaman hiç de adil değil..
Her anımı keyifle geçirmek için her gün kendine söz vererek güne başlayan bir kadınım ben.
Adım Dilara ERDEM. 1974 yılı 21 Kasım doğumluyum. İstanbul’da yaşıyorum.
Kendiyle barışık, ODTÜ Sosyoloji, üzerine Atılım Üniversitesi Sağlık Kurumları İşletmeciliği mezunu, bir üniversite hastanesinde “Kalite” işlerine bulaşmış olarak 9 yıl 10 ay kadar çalışmış olan; fotoğraf çekmeyi, okumayı, özellikle jazz müziğini çok seven, gitmeyi, gezmeyi, görmeyi; hayata bu şekilde farklı açılardan bakmayı seven bir kadınım.
Eninde sonunda bir kadınım: Ağlarım, içerim, dans ederim.. Aşık olur, üzülür, acı çekerim.. Hata yaparım, denerim, yanılırım.
Karmakarışık olduğum, çıkar yollar bulamadan öylece kalakaldığım çok olmuştur. Hala öğreniyoruz degil mi?
Ayakkabılara bayılır, giyim kuşmınsa -çoğu zaman- takipçisi olmayı reddederim.. Tek marka takıntım allığım Guerlian’ın Terracota’sınadır. 12 yılı geçti mi beraberliğimiz? Eskiden makyaj yapardım, on yedi yaş civarında. Bayılırdım. Şimdilerdeyse bir allık, bir ruj modundayim. Parmak arasi terliklerim ve darmadağan saçlarım, tertemiz yüzümle ömrümün geri kalanını bir sahil kenarında geçirebilmeyi hayal ediyorum.
Sigara içer, tiryakilik boyutlarına hiç taşımadan bunca yıldır idare ederim. Ama alkolü, içki içmeyi çok seviyorum. Şarabın kırmızısı, özellikle Cabarnet Sauvignon; yaz aylarında pembe-buğulu Blush, viskinin Jack’i favorimdir. Meyhane ve balıkçılarda, evimde, süper keyifli sohbet masalarında rakı içerim! Rakının yanına tulum peyniri ve kavun, azıcık da yoğurt severim.
Güzel çiçeklere oldum olası hiç dayanamam. Ama bir taraftan da onlara kıyamam. Mümkün olduğunca evimden taze çiçeklerimi eksik etmem. Bengonvillerin yeri ayrıdır ben de. O en sevdiğim KAŞ beldesini hatırlattıkları için. İlk ağaçta manolya gördüğümde Paris’teydim, 22 yaşında.. Ne guzel ciceklerdir onlar da. Yaşlılığımda bir bahçem olsun, bahçemde güllerim olsun isterim. Bir de -alakasız ama- Salkım Söğüt! Bu ağlarmış gibi görünen ağaçları çok seviyorum. Onların altına hamak kurup, o hamakta dinlenmek istiyorum:)
Yapmadığım çok az spor kalmıştır herhalde: Üniversite son yılımdan beri kah yoğun, kah aralıklı bir şekilde tenis oynarım. En büyük hayalim bir gün Veteran Turnuvalarından birine katılabilmekti; oldu. Gerçi 4 maçımdan 2′sini kaybettim, ama kaybettiğim sadece bu olmadı. Arka arkaya 3 gün, yaklaşık 2.5′ar saatten maç yapınca bağışıklık sistemim de kaybettiklerim arasındaki yerini aldı!
Tek yıldız scuba dalgıcıyım. 26 yaşında kayak yapmaya başladım. Erzurum, Palandöken’de öğrendim kaymayı ve 3000 mt.den kayarken o an dünyadaki tek mutlu canlının kendim olduğunu düşündüm:)
Trekking en sevdiğim ve uzun bir dönem yapabildiğim bir aktivite idi. Okul zamanları ayda en az bir defa “Explorer” grubu ile bir yerlere gitmişliğim vardı! Artık mı? İstanbul’a taşınmamın ve bir süredir çalışmamamın da verdiği bir rahatlıkla haftada 3 sabah Bebek-Hisar sahilinde yürüyorum:)
Yüzmeyi bana babam öğretti, 10 yaşındaydım herhalde, götürdü beni attı Büyükçekmece Askeri Kampında denize! Eskilerde, baharları-yazları bir dönem azimle Spor Okulu’nda arada antreman yapmış, kendimce yüzmüştüm. Şimdilerde yazdan yaza, deniz tatillerimde yüzmeye çalışıyorum. Fitness aletlerinden ve kapalı salonlarda spor yapmaktansa tek kelime ile nefret ederim.. Yoga yapmıştım düzenli olarak 6 ay. Evimde kitaplarım ve Yoga Bible’m var. Bir gün düzenli olarak, günde belli bir saati zihnimi ve bedenimi terbiye eden bu spora ayırabilmek istiyorum. Hayır hayır, spor konusunda maymun iştahlı falan değilim. Spora oldukça yatkın, her şeyi denemek isteyen, merak eden bir kadınım:)
Hayvanları severim, köpek çok severim, ama 31 yaşında bir kedi sahibi olmuştum: “MIA”
Aldıktan 9 ay sonra, yani kendisi beni terk edip bahçeye intikal ettikten sonra muhtemelen çoluk çocuğa karıştı. Zira bahçemdeki kedi sayısında gözle görülür bir artış olmuştu o dönem:) Ama daha o gitmeden kedilerle yapamayacağımı anlamıştım. Hayvan tüylerine alerjim çıktıktan sonra da net bir şekilde gördük ki kediler ve ben sakin bir yaşantı süremeyeceğiz hiç.
Ailemden ayrı yaşamaya başlayalı 17 yıl olmuş!!!
Onlar ayrı yaşamaya başlayalı ise tamı tamına 22 yıl! Annem ve babam tekrar evlendiler 2 kardeşim daha var yani; Tuna Can ve Ece. Anne-baba bir canımın adı Cihan, ufaklığım benim, ilk göz ağrım, can parçam sanki. Evlendi namussuz benden önce, aile bakıyor şimdi utanmadan:) Bir de dünya güzeli, minyatür bir kızı oldu:Tuğsem. Hala oldum yani ben:)
Tüm ailem ve kendi aileleri hep beraber Antalya’da yaşıyorlar. Dünya gerçekten de çok küçük! Annem beni de kabileye katmak için denemekten hiç vazgeçmedi! Ama ben yabaniliğimle mutlu, uzaklığımla güvende, kendimle huzurluyum ve en önemlisi hala ÖZGÜRÜM! (Bireysel “özgürlüğüm” 20 Ekim 2011 tarihinde Paris’te bir akşamüstü son buldu. Artık “kendimle” değil, ama sevgilimle huzurluyum:)
Kendi jenerasyonuma göre biraz uzunumdur, boyum 1.78.
36-38 beden aralığında gider gelirim, 39 numara ayaklarım var. Ayakkabıları sevdiğimi söylemiş miydim?
Uzun boyuma rağmen topuklu ayakkabıya takıntılıyım, ama yalnızca araba ile bir yerlere gidecek ve mümkünse tüm gece minimum hareket edeceksem giyerim:) Bunun dışında rahat sneakerlar ve parmak arası terliklerimden vazgeçemem! Bu ikisi dışında giydiğim her türlü ayakkabı ayağımı vurur, beni deli eder! Manola Blahnik’lere hep vitrinden bakacak olduğumu bilmek ne acı!
Mavi severim, haki severim, beyaz severim; siyahaysa taparım. Günlük hayatta bir beden büyük, rahat pantolonlar giyerim. Beyaz ve siyah birbirine eş sayısız t-shirte sahibim. Kemer takamam, yıllardır değişmez aksesuarlarım saatim, Kaş’dan aldığım yüzüğüm ve çeşitli-sallantılı küpelerimdir. Baharlar benim mevsimimdir, kıştan, soğuktan hiç haz etmem. Bu sebeple sıcak havalarda erisem dahi gıkım çıkmaz:)
Gündüz düşlerine dalmayı sever, yaratıcı olduğuna inanan biriyim.
Üretmekle, yaratmakla, kendine ve çevreye faydalı olmakla bu hayatta huzurlu ve keyifli bir farkındalık yaşanacağına inancım sonsuzdur! JTB bu yüzden var, ve O’nu bu yüzden çok seviyor ve bu kadar emek veriyorum:)
JTB’nin Dilayra’sı, annemin- ve artık sevgili kocamın- kuzusu, arkadaşlarımın Lilo’su, babamın güzel gözlü ceylanıyım:)




