10 Ocak 2012

Ankara’dan taşınmadan bir süre önce bir etkinliğe davet edilmiştim. Sevgili arkadaşlarım ve blog yazarları Selim ve Banu ile birlikte bu etkinliğe birlikte icabet etmiştik. Teppanyaki Alaturka bizi, Ankara’da blog yazan bir grubu sırayla mekanını, yemeklerini açılıştan önce tanıtmak için davet ettiğinde Ocak ayı başlarında kapılarını resmen Ankaralılara açacağını söylemişti (Bu “sosyal medya” kullanımını içeren girişim, benim 6 yıllık blog hayatımda Ankara’da gördüğüm bir ilktir bu arada). Geçtiğimiz günlerde twitterdaki cıvıldaşmalara bakarak bu açılışın gerçekleştiğini ve insanların birer ikişer mekanla ve tattıklarıyla ilgili görüşlerini paylaşmakta olduğunu gördüm.
Teppanyaki kelimesini, Japonların “Ocak Başı” olarak nitelendirebiliriz sanıyorum ki. Sıcaklığı 250 dereceye kadar çıkan ocaklarda, …
Devamı…
27 Kasım 2011

Brüksel’e yıllar yıllar önce, üniversiteden mezun olduktan sonra gitmiştim. Teyzem beni bağrına bastı, 3-4 ay bir okula gittim “Alliance Française” diye haftanın 3 yarım günü. Kalan tüm zamanlarımı da kah gezerek, kah teyzemin dükkanında takılarak, kah sinemaya giderek; daha çok da yiyerek geçirmiştim! Evet, giderken 62 kilo olan ben döndüğümde 68 kilodaydım! Hayatımda bir daha hiç o kadar kilo almadım. Yaş aldıkça kilolarımı bıraktım, tanrıma şükürler olsun ki:)
Belçika’da -tatlı düşkünlüğüm sonucu- waffle ile tanışmış ve hemem hemen her gün yemiştim. Kremalı, çikolata soslu ve meyve süslü olanlarını değil de ben hep sadesini tercih etmiştim. (Allahtan diyoruz, bir de bunları …
Devamı…
24 Kasım 2011

Paris’te evlendik diye biz, o günün akşamı güzel bir düğün yemeği yedik sevgilimin kuzeni ve onun eşi ile. Restonun adını da kartını da almamışım! (Aferin bana!) O geceki heyecandan olabilir. Otelimiz St. Germain bölgesindeydi. Yemek yediğimiz resto ise St. Michel ile St. Germain’in kesistiği bölgenin yakınlarında. O akşama özel soğan çorbası, fondü ve ördek denemelerimiz oldu.
Şunu söyleyebilirim: Hepsi de inanılmaz lezizdi.
Bir de hiç hayatımda denemediğim kaz ciğerini (Foie gras) denedim. Ben sandım ki kendisinden nefret edeceğim. Hayır, hiç de öyle olmadı! Kaz ciğeri seviyorum ben artık, böyle biline:)

Paris’te toplam 3 gece geçirdik. Bu 3 gece boyunca bol …
Devamı…
15 Eylül 2011


Eski, keyifli günlerin, seyahatlerin, bol kahkahanın, kalabalık ve eğlenceli, belki biraz efkarlı masaların, rakıların, şarapların, mumların üflendiği, plajda, teknede, uçakta çekilmiş fotoğraflarına bak!
Ben öyle yapıyorum:)
Geçenlerde ”Çok Gezenler Kulübü” Roma‘daydı. (Beni de çağıracakları günü hasretle bekliyorum bu arada. Evet, üye oldum:) Onların ardı ardına attıkları twitleri okurken 2006 yılında kendi yaptığım Roma seyahatimi hatırladım. Tabi hemen o yıla ait klasör açıldı, içindekilere hayran hayran bakıldı:) Tolucumla ne güzel bir tatil geçirmiştik İtalya’da o yıl. Yalnız tek üzüntüm çekilen fotoğraf sayısının, şimdi bir akşam yemeğinde çektiğim fotoğraf sayısından daha bile az olmasıydı!



Olsun varsın dedim, nasılsa son değildi bu …
Devamı…
1 Eylül 2011


Nasıl geçtiğini anlayamadığım bir yıl, nasıl geçtiğini anlayamadığım bir yaz mevsiminin daha sonuna geldik sayın izleyiciler. Eylül de geldi çattı nihayetinde!
İstanbul’da karşıladım bu yeni ayı ben, en sevdiğim aylardan ikincisini. Kah serin, rüzgarlı; kah sıcak ve nemli günlerin sonunda sonbahara da merhaba dedim burada.
Yıllar yıllar önce ben küçük bir kız çocuğu iken, biz İstanbul’da yaşar iken, ailecek sevdiğim şeylerden biri de İstanbul Boğazı’nı turlamaktı seyahat vapurları üzerinde. Nereden başladığımızı hatırlamıyorum, ama mutlaka bir Kanlıca’ya uğrardı o seyahat vapuru. Sonra Emirgan’a da. Varmak için hedeflenen noktalar Rumeli ya da Anadolu Kavağı olurdu. Ben çok severdim o gezileri. Kanlıca’da pudra şekerli …
Devamı…