İspanya Seyahatimizden: Volume(III) BARSELONA

İspanya’nın en güzel, en turistlik şehri Barselona. Ünlü mimar Antoni Gaudi‘nin şehri. Şehrin her tarafında izleri var ve eserlerine baktığınızda bir insan bunları nasıl düşünmüş de yapmış 100 yıl önce dedirtiyor insana. Doğaya ve hayvanlara aşık Gaudi ve eserlerinde onlardan esinlendiği formlara ve şekillere çokca yer vermiş. Rehberimizin anlattığına göre de oldukça trajik bir biçimde hayatını kaybetmiş: Şöyle ki, 16 yılını en büyük eseri olan La Sagrada Famillia‘nın inşaatında yatıp kalkarak ve bir işci gibi orada tozun toprağın içinde çalışarak geçirmiş. Bir gece şarabı bittiği için şarap almak için dışarıya çıkmış ve sokaktan geçen bir at arabasının altında kalmış. Onu bulanlar berduş görüntüsü ile onu tanıyamamış ve yanındaki içki şişesi sebebiyle de bir ayyaş olduğuna karar verip yardım etmemişler. Ve Gaudi orada kıvranarak ölmüş! Rehberimizin söylediğine göre halen La Sagrada Famillia’nın bulunduğu bölgede yaşayanlar dedelerinin dedelerinden kendilerine anlatılan bu hikaye sebebiyle vicdan azabı duyarlarmış! 100 yıldır bitemeyen bir kilise Sagrada Famillia. Muazzam bir eser.

Casa Batlló aynı cadde üzerinde bulunan Gaudi’nin iki önemli eserinden bir tanesi. Esere dışarıdan baktığınızda balkonların kafatasına, destek blokların da kemiklere benzediğini görüyorsunuz. Burasını zengin bir aristokrat için inşa etmiş Gaudi. Bir diğer eseri ise Casa Mila (La Pedrera). 8 katlı bu binada hiç düz duvar formu kullanılmamış, dalgalı dış yüzeyi ve süslü bacalarıyla inanılmaz bir bina. Gauidi’ye ait bir de Park Güell var ki.. Burayı gezerken çok keyif aldım. Güelller oldukça aristokrat ve varlıklı bir aile imiş Barselona’da ve yaşadıkları süre boyunca da Gaudi’ye oldukça destek olmuşlar. Bir gün kendileri için stili olan bir büyük park inşa etmesini istediklerinde Gaudi onlara Park Güell’i yaratmış:) Parkı çevreleyen duvarlarda ve içeride girişte sizi havuzun üzerinde karşılayan o meşhur kertenkeleye kadar hemenm hemen her yerde süsleme için kırık mozaik ve seramikler var. Rengarenk. Çok güzel ve iştah açıcı:) Bu park UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine eklenerek koruma altına alınmış.

Meşhur caddesi La Ramblas ise bizim en çok zaman geçirdiğimiz yerlerden biri oldu Barselona’da. Tüm restoranlar, tapas (meze) barlar, barlar, alış-veriş için dükkanlar falan hep bu yaklaşık 1,5 km.lik cadde üzerinde. Caddenin sonunda sizi 2. fotoğraftaki Colombus Heykeli karşılıyor. Ve hemen 20 m. ilerisinde ise deniz ve liman:) Christopher Colombus eliyle batıyı işaret ediyor heykelde, yani Yeni Dünya’yı. Yeni Dünya’ya yaptığı seyahatten dönen Colomb İsabella ve Ferdinand tarafından bu heykelin bulunduğu yerde huzura kabul edilerek, karaya ayak basmış.

İspanyol Köyü‘nü de görmeyi çok istiyordum ben. Bu sebeple akşam vakti de olsa gidelim dememe itiraz etmeyen yorgun bünyeler, beni kırmayarak bu meşhur köyü akşam karanlığında görmeye razı oldular! Aslında akşam bile güzeldi, ama alışveriş mekezleri ve restolar açık olmadığından aktivite ve hareketlilik yoktu göze çarpan. Biz de sükunet içerisinde gezdik sokaklarını bu köyün. “Pablo Espanyol”, nam-ı diğer İspanyol Köyü 1929′da bir inşaat fuarı için yapılmış. Sonrasında yıkılmak üzere. İçerisinde birbirinden farklı mimariye sahip 116 ev var. Bu evler İspanya’nın değişik bölgelerine özel ve bu evlerin inşası için çalışan mimar ve mühendisler buraya kuracakları evleri belirlerken 1600 kasaba ve köyü gezmişler. Etkileyici bir yer. Sanki tüm İspanya’da dolaşmışsınız gibi hissediyorsunuz turunuz bittiğinde.

Yediğimiz içtiğimiz şeyleri Madrid yazısında anlatmaya çalışmıştım, burada da çok farklı bir şey olmadı. Yine ben TAPAS Barlardan vazgeçemedim. 2 tabak bana fazlasıyla yetti de arttı bile. İçilen içkiler hep şarap oldu. Birkaç öğlen vakti soluklanışlarımızda bira içtik diyebilirim. Oradan dönerken kendime aldığım bir kitap ve bir kolye, Sevgiliye bir t-shirt dışında şarap ve peynir getirdim:) Peynirler burada market fiyatlarının en az yarısı idiler. Şaraplarında henüz iki şişesini tattık pek beğendik:) İlk defa-hayatımda- bu tatile boş bir valiz ve sayılı malzeme ile gittim ve bir sürü şişe ve peynire rağmen hala boş bir valizle dönebildim! İnanılmazdı!

Fotoğrafları yayınlamaya devam edeceğim. Elimden geldiği kadar çekmeye çalıştım, ama bu konuda sanırım asla Zeynebim gibi olamayacağım:) O şahsına münasır bu konuda. Kulaklarını çınlattım Zeynebim. Nasıl çekiyorsun sen 1 haftada 7000 küsür fotoğraf yaw? Benim toplam 700 anca oldu:( Böhüüü:(







10 Ekim 2009 19:46
dilayra çok tatlı çıkmışsın

fotolarda harika ellerine sağlık
keyifli hafta sonları diliyorum
sevgiyle kal …
12 Ekim 2009 09:40
Sevgili dilara
Fotoğraflar çok güzel (bunları bekliyordum). Keyifli de gözüküyorsun. Ne güzel, kendine iyi bak…
12 Ekim 2009 14:18
burcu ve sevda,
teşekkür ederim.
kendime pek iyi bakamadım sanırım, grip oldum bende bu modaya yakalanıp:(
12 Ekim 2009 14:24
geçmiş olsun dilaracığım
iyi bak kendine dikkat et o çok sevdiğin havalara aldanma
12 Ekim 2009 15:56
La Sagrada Familia’nın fotoları için çok teşekkürler. Mutlaka görmeliyim listemde olan bir yer çünkü. Ablam anlata anlata bitirememişti. Görmeden de olmayacak sanırım.
12 Ekim 2009 16:02
burcu nasıl oldu bende anlamadım. sanırım c.tesi akşamı bir içeri bir dışarı yapmaktan arada kaptım:(
*
esencim,
çok ihtişamlı bir eser hakkaten de.
çok detaylı incelemen gerek. ön ve arka tarafı birbirinden o kadar farklı ki!
13 Ekim 2009 14:07
Çok etkileyici bir şehir..Ellerine sağlık..
13 Ekim 2009 14:52
rica ederim ayşe’cim:)
13 Ekim 2009 15:08
pek bir güzel anlatmışsın, ellerine ayaklarına sağlık Dilara. GEçmiş olsun.
13 Ekim 2009 15:12
sema çok teşkkürler,
ama bu namussuz virüsler, ben kilo kaybına uğradıkça bana daha sık uğramaya ve de çokça kalmaya başladılar:(
yeni yerler görmek çok güzel. darısı senin başına en yakın zamanda:)
14 Ekim 2009 10:25
Dilara yine muhteşemsin, ellerine, gözlerine ve emeklerine sağlık.
)
Yazın da, resimler de ve sen de çok güzelsiniz
Bu arada ben de senelerdir sinüzitten muzdarip biri olarak geçen ay neredeyse sırtımın altına kadar gelen saçlarımı (ki senelerdir böyle uzun kullanıyordum) kısacık erkek gibi kestirdim. Biraz üzüldüm ama böyle de güzel oldu ve inan rahatladım. Tavsiye ederim. Nasıl olsa kökü sende
Sevgiler
Gamze
14 Ekim 2009 10:38
Sevgili Gamze,
çok teşekkürler,çok naziksin.
ve sanırım haklısın da. saçlarım son dönemde uzadı biraz ve ne yazık ki bu sinüzit beni daha çok ziyaret etmeye başladı o zamandan beri. sabahları kuruturken çok dikkat ediyorum, ama tabi yine de yetmiyor herhalde. az kaldı, bir yakın arkadaş düğünü atlatacağım sonra kestireceğim:)
14 Ekim 2009 11:53
Barcelona hep aklımda olan bir şehirdi, objektifinizden göründüğü kadarıyla buna değermiş. Güzel fotolar, özellikle gözlükden yansıma selt-portrait harika
tabii bir de nikon kalitesi, D80 mi o gördüğüm
)
14 Ekim 2009 15:01
sevgili Nil,
D200:)
sevindim beğendiğine:)
12 Ağustos 2011 14:26
[...] Gazetesinden Editoryal köşesinin editorü Hande Köseoğlu’na göndermiştim Barselona tatilime ilişkin yazımı. Tam benim DOHA’ya uçtuğum gün yayınlanmış. Haber verip de [...]